28 Eylül 2016 Çarşamba

ROBERT FROST İLE İLK BULUŞMAM

Benim Robert Frost ile ilk karşılaşmam 1963 yılında olacaktı. Fakat ben bu dünyaya Haziran ayında gelmişim o ise Ocak ayında buradan ayrılmış.
Derken aradan yarım asır geçmiş iken,  geçen hafta  İsmet Özel'den okuduğum şu cümleyi,  "bir banka,  size güneşli bir günde şemsiye ödünç verip, yağmur yağınca geri isteyen bir yerdir"  cümlesini, dün İsa ve Raşit'e ilettikten sonra, Beatingcowdens  adlı  bulog sayfasından  Robert Frost  imzalı  güzel sözler okudum. Bunları birleştirince o sözün sahibinin de Robert Frost olduğunu bugün öğrendim. Bu buluşma ilginçti.
Doğrusu beni en çok etkileyen sözü şu oldu:
"Şair olmak bir iş değildir, bir haldir."
Bu sözü çok sevdim.
O kadar sevdim ki şair geçinen herkese karşı duyduğum hislerime tercüman oldu.
Bu sözü ile tutarlı bir noktaya ulaştığının delili de şudur,  diyor ki aynı zamanda: "ben sonunu bildiğim  hiç bir şiiri yazmaya başlamadım".
Madem şair olmak bir haldir zaten öyle olması gerekirdi.
Bir olduğu zaman şair olmak, o zaman şiir yazmaya başlayanlar sonunu da bilirler. Öngörürler. Ona göre yazarlar. Böyle şiirlere kalbimizde yer bulmak çok zor. Zorlasak da bulamayacağız.
Robert Frost, ABD'de yaşarken bazı mutsuzlukları sebebi ile İngiltere'ye göç etmiş ama tekrar ABD'ye dönmüş. Bazı okulları bitirip çok sayıda havalı diplomaların sahibi olamamış ama bir çok üniversite ona akademik  derece vermek zorunda kalmış.
"Dünyanın yarısı söyleyecek bir şeyleri olmasına rağmen söyleyemeyenler ve diğer yarısı da söyleyecek hiç bir şeyi olmamasına rağmen konuşanlarla doludur" diyor.


21 Eylül 2016 Çarşamba

ASKLEPİYADES’İN BURSA’LI OLMA İHTİMALİ




Bayram tatili sürerken elime geçen eski bir derginin ortalarında bir yazı dikkatimi çekti: “moleküler tıbbın babası bir Bursa’lı”.

Milattan Önce 4.yüzyılda yaşamış, o zamanlar adı Prusa olan şehirde doğup Roma’ya göç etmiş bir bilim adamına dair yazı.

Bir insandan Bursa’lı diye söz edebilmek  için o insanın Bursa’da doğmuş olması lazım. Prusa’da doğan biri Bursa’lı sayılabilir mi?

Kolay bir soru.

Sayılamaz. Sayılmamalı. En düzgün yaklaşım şu olabilir: “O zamanlar Prusa olarak adlandırılan şimdiki Bursa şehrinin olduğu yerde dünyaya geldi.”

Eğer Bursa tarih içinde hiç el değiştirmemiş bir şehir olsaydı bu doğru olabilirdi. Şimdi ise tarihte değişik devletlere dahil olmuş bir şehirden söz ediyoruz.

Sonuçta adı geçen bilim adamı bu topraklarda yaşamış. Hüzünlü bir durum. Buralı yani. Ama Bursa’lı değil. Bursa’lı olması sanırım bize gurur verecek bir şey. Ondan  dolayı  başlığa taşınıyor. Ama bu, sadece yazıyı  hafifletmeye  yarıyor. Bursalı dediğin zaman en azından yeşil beyaz renkler, futbol, pilaka numarasının 16 olması bile akla geliyor. Asklepiyades bütün bunlardan habersiz olarak nasıl Bursa’lı oluyor.  

20 Eylül 2016 Salı

Zaire ikiye bölündü desem


Eski FOTOĞRAFLAR GÜLERKKEN


KENDİNE BİR RADYO ALMALISIN

eğer kendine bir radyo almayı çok tatsız buluyorsan
bir arkadaşına radyo hediye etmelisin
o da
evindeki televizyonu salondan çıkarmalı
radyoyu koymalı onun yerine
sessiz bir ayarda
sabahtan akşama kadar çalmalı o
bir gün Türk Sanat Müziği
bir gün Türk Halk Müziği
sonra da
Kilis'de, Kars'da, Muş'ta yaşamayı aklından geçirmelisin
sol elini beyaz önlüğünün cebine koydurmaya zorlayarak  fotoğrafın olmazsa olmaz diyen
özel hastanenin patronuna
ben sizde çalışacak kadar büyük bir doktor değilim demelisin
bazı günler katmer yiyebilmelisin böylece iş çıkışı
fırından ekmek almalısın
gömleğinin markasını unutmalısın
ölmüşlerini hatırlamalısın
sensiz, yaşadıkları ortamın daha güzel olacağını düşünen herkesin
kazanmak istedikleri her şeyi
sen peşinen  kaybetmeyi seçmelisin
böylece
bir ikindi saatinde Sada Masaşi'nin kemanı sana da hoş gelebilir
ve bu
şükür edilmeye değer bir hayatın olduğunu anlamana yeter


16 Eylül 2016 Cuma

METİN ELOĞLU VE ÇINGIRAK ADLI ŞİİRİ


Metin Eloğlu isminde bir şairin varlığını ilk kez

İsmet Özel’den öğrendim. İstiklal Takvimi’nın 2016 yılı Kurban Bayramı sayfalarının arkalarında  Çıngırak  başlıklı şiiri görünce internetten Latin harfleri ile yazılı halini bulayım istedim. İnternette şiir sayfaları arasında Çıngırak  deyince Ahmet Kutsi Tecer’in şiiri çıkıyor ve fakat Metin Eloğlu’nun şiiri  çıkmıyor. Hatice Atalay tarafından sunulan bir sayfada şiiri nihayet ilk satırlarını yazarak bulabildim. Saatlerimi günlerimi alabilecek bir arama işini bir dakikada  hallettim. Ne kolay bir çağda yaşıyor insanlar bilgiye ulaşmak adına. Kıymet bilselerdi ne iyi olurdu. Bütün bunlara rağmen, silahlar, bombalar, haksızlık, hırsızlık, yalan, dolan  da bitmiyor. İyi şeyler de kötü şeyler de etrafımızı doldurmuş. Dünya dönmeye devam ediyor.
Ahmet Kutsi Tecer’in  Çıngırak şiiri şöyle başlıyor:
“bir gün parmaklığa elin varmadan
Bir titreyiş gibi çalar çıngırak.”
Metin Eloğlu’nun  Çıngırak  şiiri ise şöyle başlıyor:
“çıngıraklı saati kurdum geceden
Göreyim seni beni şafakla uyandır dedim”.
Metin Eloğlu, tabiatta yalan yok dediği şiirini şöyle bitiriyor:
“böyle yarı yalan yarı yanlış
Yaşamaktan fayda yok.”

25 Ağustos 2016 Perşembe

SEMPATİK OLMAK VE EMPATİ YAPMAK



Dilimizde empati kelimesinin karşılığı olarak benim bildiğim bir kelime yok.
Kompüter, çip, kuaför, mega gibi kelimelerin karşılığının olmamasını anlamak mümkün olsa da empatinin karşılığının olmamasını anlamak mümkün değil. Çok seneler önce Ferideddin Attar demiş ki: “halka,  kendine yapılmasını istediğin şeyi yap”. Aslında empatiyi tarif etmiş. Ama böyle bir kelimemiz yok. Böylece biz empati yapmayı bilemeyiz. Öğrenmemiz lazım. Belki de okulda çocuklara hiçbir şeyi değil ama empati yapmayı öğretmeyi amaçlayabiliriz.

Kendisi ie yapılan bir  röportajda  şair Adnan Özer bir soruya cevaben şöyle diyor: “gereksiz empatiler kurmaya çalışıyorsun insanlarla.” Bunu sevilmek arzusu, bugün  sevilmek arzusu ile ilişkilendiriyor. Burada  yazar  aslında insanoğlunun büyüme ve gelişmek serüveninden bir aşamanın kesitini almış bulunuyor. İnsanın böyle bir zamanı, çağı olabilir gerçekten ve bazı insanların  oraya uğramadan da yol almaları mümkündür. İsmet Özel gibi şöyle diyen insanlar da olabilir:  “Onun için insanlara  sempatik falan filan gözükmeye lüzum yok. Düzgünce işler yapmak lazım.”  “Gereksiz empati”  sözünü eden insan belli ki bir şeye kırgın. Ama en çok da kendine kırgın. Böylece İsmet Özel’in dediği, insanlara sempatik gözükmeyi gaye edinmiş bir insanın bu ilgiyi göremediğindeki kırılganlık  ve pişmanlığının  aslında  haklı olmadığını da anlamak zorundayız.  Yani sen sempati kazanmak için empati yapmıştın zaten. Bu konuşmaların varacağı nihai yer iyilik yapmak ve denize atmak sözümüzde gizliydi.