30 Kasım 2016 Çarşamba

JAPONYA SEMPATİMİZ


Emperyalizm kelimesi, imparatorluk kelimesi ile ortak köklere sahip. Olumsuz bir anlam yüklenmiş. Emperyalizm kelimesi ile beraber iyi bir şeyler ima etmek pek mümkün gözükmüyor. İçinde bulunduğumuz çağda ise emperyalizm kelimesi hemen neredeyse Amerika Birleşik Devletleri ile eş anlamlı gibi. Mesela bir Şili Emperyalizmi’nden, Kenya Emperyalizmi’nden söz etmek mümkün değil.


Gerek Osmanlı gerekse Japon İmparatorlukları kendilerine ait dil ve alfabeleri ile,   askeri  güçleri ile tarihte hissedilmişler. Giysilerinden, deyimlerine, atasözlerine;  felsefi ve ahlaki yaklaşımlarına kadar bir çok alanda ortak ve benzer taraflar bulabilirsiniz.

Japon İmparatorluğu diye bir kavram bugün anılmasa da bir Japon Kıralı  hala daha var.  Japonya bir ada ülkesi olması münasebetiyle uzun yıllar diğer ülkeler ile teması olmamış bir yer. İlk olarak Hollanda’lılar 17. Yüzyılda bu adaya yaklaşıyor ve bu ada ülkesinin limanlarına  hem eşyalar hem kelimeler  bırakıyorlar. Ameliyathanelerde her gün kullanılan ameliyat bıçağı yani bistüri dediğimiz alete Japonya’da mesu deniyor ve bu Hollandaca kökenli bir kelime. Aynı şekilde müzik kutusu olarak dilimizde  andığımız alet de Japonca’da orugoru olarak adlandırılıyor ki o da Hollandaca kökenli. Onyedinci yüzyıldan başlayıp ikinci dünya harbine kadar devam eden dönemde çok başka bazı etkileşimler olmuş olsa da  dikkate değer ikinci  etkileşim İkinci Dünya Harbi’nde Japonya’ya atom bombası atan Amerika Birleşik Devletleri dolayısıyla vuku buluyor.

Aslında belki de olan-biten,  bombayı atanların   yani emperyal güçlerin, Amsterdam’dan  New York’a taşınmış  olmalarından ibaret bir hadise de olabilir.   

İkinci Dünya Harbi’nin sona ermesine de yol açan bu olay sonrasında Japonya’da edebi metinler, sinema  filmleri, çizgi filmler, müzik eserleri gibi bir çok alanda bu çok üzücü,  milyonlarca insanın kısa sürede öldüğü veya sakat kaldığı, yaralandığı acılar çektiği  konunun ele alındığı söylenebilir. Bunlar  bir yandan Japonya’nın kendi içinde  savaş karşıtlarının etkinlikleri şeklinde kendilerini de yanlış bulan  faaliyetler olduğu  gibi, sadece Japonya’ya yapılan  kötülüğü ve onun uzantılarını ele alan çalışmalar şeklinde de olmaktadır. Bugün itibariyle Japonya intikamını dünyada sevilen ve sempatik bulunan bir millete sahip olmakla alıyor. Diğer yandan dünyanın en iddialı ekonomilerinden birine de sahip.

Bizim milletimizin üzerine atom bombası atılmış olmasa da irili ufaklı savaşlara atfen yazılan ağıtlar ve türküler dilden dile dolaşmaktadır. Gerek Osmanlı Devleti’nin gerekse Japon Devleti’nin,  eskinin   emperyal devletleri  olduğunu söylemek yanlış olmaz.   Şöyle bir fark var ki her iki emperyal devletin uzantıları birbirlerinden farklıdır. Bu farklılıklar adına en belirgin olan ve öne çıkan unsur,  son emperyal  hükmedicilerin zorlamalarına rağmen Japonya’da yazıya aracılık eden alfabenin  değişikliğe uğramamış  olmasıdır.  

Natsuyasumi (yaz tatili) adlı şarkısında  Yoşida  Takuro şunları söyler:

Hasır şapka artık yok

Tarladaki kurbağa artık yok

Ama ben yine de  yaz tatilini bekliyorum

Öğretmen abla artık yok

O güzel öğretmenimiz artık yok

Ama ben yine de  yaz tatilini bekliyorum

Aslında şarkı İkinci Dünya Savaşı sırasında  atılan  atom bombalarının yıkımına  atfen yazılmış olsa da  bunu bir çırpıda anlamak sıradan bir Japon için bile çok zordur. Yoşida Takuro ile yapılan bir röportajda ben ağzından şunları işittim: “benim şarkılarımın sözleri yaşanmamış şeylerdir, uyduruk şeylerdir, yalandır”. Aslında şarkı sözleri değil, bu son söylediklerinin  uyduruk ve yalan olduğu söylenmelidir. Ama emperyalizm öyle bir şeydir ki sen söylemediğin bir yalanın yalanını söylemek zorunda kalırsın. Buna  da  bazen sanat diyorlar zaten.

Bunun ötesinde,  modern zamanların emperyal toplumlarınca yüceltilen Japon sanatı ve sanatçıları arasındaki etkinliklerin de Japon olmaktan uzaklaştıkça vuku bulan bir şey olduğunu  söyleyebilirim. Mesela Haruki Murakami’nin Norveç Ormanı adlı kitabını okurken eğer kitabın içinden cinselliğin ayıp kaçan ifşası göz ardı edilecek olursa geride kalanlar sıradan hikayelerdir. Herkes yazabilir. Onun başarılı bulunan tarafı herkesin yazamayacağı ar sınırının ötesinde kalanlardır. Bu yüceltiliyor. Ama bunu yapan bir yazar   Japon olmaktan çıkmış oluyor. Artık okumakta olduğunuz metin Japonca bir metin olmaktan çıkıyor. Ben de kitabımın üzerine not düşmek zorunda kalıyorum: “bunu bir Japon  yazıyor!

Japonya’nın Çin ve Kore gibi başka ülkelere yönelik emperyalist olarak tanımlanabilecek faaliyetlerinin etkilerini ilgili ülkelerde araştırmak daha doğru olur. Bu konuda edebiyatın sınırları dışında siyasi alanda bir çok ses duymak mümkündür.

Son yüzyıl merkezli olmak üzere ele alacak olduğumuzda Japonya’daki kültür ve sanat etkinliklerine savaş öncesi ve savaş sonrası atıfların yapılması daha sık görülen bir tutumdur. Fakat bu konunun çok kullanılması da insanlarda bir bıkkınlık yarattığı için, bu tür kelimeleri kullanmadan, bu konuya hiç temas etmeden,   sadece güzel bir şeyler yapmak çabası  ancak,  yaşadığımız çağdaki Japonya sempatisini sürdürmeye yardım etmektedir. Bundan daha da güzel ve örnek alınması gerekli husus da şudur ki  ikinci ve gizli  bir mesaj sunmak gayesi taşımadan,  sadece güzel bir şey yapmaya çalışmak,  bir yıldız gibi parlamaktadır.




29 Kasım 2016 Salı

KİLİSELER Mİ DİL Mİ KAZANIR

İnternette video ararken Gürcüce bir belgesel yapımına ulaştım. Meğer Artvin, Yusufeli ilçesine bağlı bir belgeselmiş. Hiç bir bilgim yoktu  varlığından. Tabiatı tanıdığım için insanları tanıdığım için ilgimi çekti. İzledim sonuna kadar.
Artvin'in Yusufeli ilçesine bağlı köylerden sadece 3 tanesinde Gürcüce konuşan insanlar yaşıyorlar.
Buralarda çekim yapılmış.
Yollarımızda Gürcistan'ın bayrağını otomobilleri üstünde dalgalandırarak araba sürmüşler. Papaz köy yollarımızda gezmiş misafir edilmiş. Köy yolumuzun ortasında Hıristiyan ayini yapmışlar.
Oraların eskiden Gürcistan'a ait olduğunu söylemeye çalışıyorlar.
Elinde alfabe olan birileri köy çocuklarına alfabe dağıtıyor. Harflerini öğretmeye çalışıyor.
Yerli halkın olan bitenden pek bir haberi yok. Daha saf ve temiz duygularla misafirlerini karşılamışlar.
Hatta isminin Aziz olduğunu söyleyen biri şunları söylüyor: "buraya geldiğinizde nerede kilise varsa oraları ziyaret ediyorsunuz. Ama içinde kilise olan köylerde Gürcüce konuşan kimse yok. Bizim köyümüzde kilise yok ama biz varız sizinle aynı dili konuşuyoruz. Bizi ziyaret edin. Ben size bundan dolayı kırgınım."
Çok beğendim Aziz Bey'in çıkışını.
Sen bizim topraklarımızda 5 tane haç içeren bayrağını dalgalandırıp rahatça araba sürebiliyorsun ve bunun sana sunulan bir özgürlük olduğunun bile farkında değilsin. Bunu bir cüret gibi gözümüze sokuyorsun.
Ben Gürcistan'a gitsem Türk bayrağını dalgalandırıp gezmem Batum'da,  bu seni yaralayabilir.
Sonra da bize alfabe mi dağıtacaksın.
Bursa kadar olmayan bir ülke bile emperyalist bir eylem içinde olabilirken Amerika Birleşik Devletleri'nin yaptıklarını anormal görmemek lazım. Demek ki güç ve   kuvvet elimize geçmeden, iktidar elimize geçmeden kim  olduğumuz  hakkıyla anlaşılamaz.
Bir de Aziz Beyler var hesapları tutturmayan güzel insanlar.

23 Kasım 2016 Çarşamba

YENİ BİR TAT

Yeni bir tat aramak boşuna
yaşamak boşuna değilse de
tatlar belli olmuş
yaşayacakların değilse de
yaşanabilecekler belli
yeni bir yaşanacak araman boşuna
yaşaman boşuna değilse de

8 Kasım 2016 Salı

DÜNYA MI KARIŞIK KAFAMIZ MI KARIŞIK

Çocuğa sokaktaki elektrik çarpmış
Seksen yaşındaki kadın 60 yaşında ölmüş bir yakınına ağlıyor
İşten çıkarmışlar adamı
Torpilli olarak işe alınan genç adam işteki ilk gününde izinsiz olarak görev yerini terk etmiş
Küçük bir ülke bile seni ve insanını kandırmaya çalışabilir
büyüklerinin kabadayılıklarından geç
ne acayip iş
anlaması ne zor
anlamadan ölmek ihtimalim ne çok
çokmuş bile diyemedim
ne çok
anlamadan
hiç bir şey anlamamış olarak ölmek ihtimalim ne çok



25 Ekim 2016 Salı

İstanbul'dan bana ne

çocuk İstanbul'da yanmış
yatıracak yatak olmadığından Kahramanmaraş'a sevk edilmiş
bir kaç ay sonra yaralar kapanmış
taburcu olup dönmüşler İstanbul'a
ama
kasılmalar kısalmalar meydana gelmiş
yeni ameliyatlar gerekli olunca
İstanbul'da  duydukları söz
"bu çocuğun acilen yatırılması gerek" olmuş
ama yatıran olmamış
Bursa'ya gitmiş ameliyatı için
...
İstanbul Türkiye'de cehenneme en yakın şehir mi