18 Eylül 2014 Perşembe

BANA YANMIŞ SİMİT SATAN SİMİTÇİDEN İSMET ÖZEL'E

Nedense araba tırafiğinin yoğun olduğu yol kenarında simitçimiz oluyor. Otobüsler için ayrılan cebe yanaşıp simit alabilelim diye simitçilerimiz de ceplere yakın yerleşiyorlar.
Simitçi deyince aklımızda canlanan zengin bir insan değildir. Mesela 75 kuruşluk simit için 1 TL verdiğimizde 25 kuruş iadesini almayız. Bahşiş bırakırız ama bıraktığımız bahşiş satılan ürünün üçte bir bedelidir.
Ama bu simitçi bize yanık bir simit sarıp sarmalayabilir.
İşyerimize geldiğimizde anlarız simidin yanık olduğunu.
Bir daha durmayız oradan geçerken.
Simitçi bir süre daha orada durmaya devam eder.
Biz Türkler simidi ucuz olduğu için yemiyoruz. Seviyoruz. Antakya'nın simidi bile farklı. Yanında kimyon ve tuz verirler.
Oysa simidi pişiren yakmamalı.
Yanmışsa bir kere satışa çıkmamalı.
Çıkmışsa bir kere simitçi onu bize kakalamamalı.
Tezgahında yanık simit bulundurmakta bir kötülük yok.
Onu belki hususen bir almak isteyen olabilir.
Ama  görmeyen birine yanmış simit vermeyeceksin.
Vermemelisin.
Ondan sonra İsmet Özel bizi beğenmez tabi.
Neyimizi beğensin.
Sen simitçi, ben doktor hepimiz aynı naneyi yiyoruz.
Aşağıdaki fotoğrafı senin için çektim.

10 Eylül 2014 Çarşamba

İZLANDA VE HIRVATİSTAN'IN ORTAK BİR YANLARI VAR

Aşağıdaki yazıyı eskiden yazmıştım.
Dün gece maç seyretmedim ama sokaktaki sessizlik maçın iptal olduğu hissini verdirecek kadardı.
Okumanızı  isterim.


Bazen bir fikir beyan etmek o kadar zor olabilir ki. O kadar olur. Haydi şimdi gel ve de ki: "futbol maçları yasaklansın, televizyonlarda futbol ile ilgili haber ve purogramlar sınırlansın". Nasıl olacak bu? Ben bilmiyorum. Bu sabah gazete haberlerine göz atarken milli futbol takımımızı çalıştırdığı söylenen ve Türk olmayan bir Avrupalı adama, 3-0 lık Hırvatistan yenilgisinden sonra,  tek yanlı olarak  işine son verilmesi halinde 25 milyon yuuro tazminat ödemek zorunda kalacağımız da yazılıydı. Çok basit olarak şöyle düşünüyorum: Türk Milli Futbol Takımı'nın başına Hopaspor'u çalıştıran kişiyi de getirsen Hırvatistan maçının sonucu  farklı olmazdı. İtalya'nın  Başbakanı  istifa etti, Yunan  Başbakanı istifa ettirildi, gündeminizde yarım saat yer aldı mı? O ülkeler haritadan mı silindi? Bu gece bizim başbakanımız ölse yarın bu ülkede her şey duracak mı? O kadar çok hayır içeren cevaplı sorularım var ki. Mezarlıklar vazgeçilmez olduğu söylenen insanlarla doluymuş.
Bir devlet nasıl oluyor da güç bela yetiştirdiği kıymetli bir memuruna en fazla 3000 TL maaş verebiliyor ama bir futbol antrenörüne 25 milyon yuuro verebiliyor? Ben bunu anlayamıyorum ve anlamam da mümkün değil. Milli takım teknik direktörü  en azından cumhurbaşkanından niye fazla para alabilir ki? Yani burası bir devletse eğer? Cerrahi purofesörü yaptığın bir adama "al kardeşim şu kadar para ister çalışırsın ister çalışmazsın" diyorsun da futbolculara niye demiyorsun? Oynamayan oynamasın. Ben sadece Tırabzon ve Hopa'dan   dünyadaki bütün futbol takımlarına karşı galibiyetler alabilecek  futbol ekipleri çıkarılabileceğini adım gibi biliyorum. Muhtemelen Birezilya'nın bütün arka mahalleleri süper futbolcularla doludur.
Hastanedeki hemşire akşama kadar kan ve cerahat içinde onlarca kişinin hayatını sağlıklı kılmak için yorulacak vereceğin para ikibinlira ancak edecek, bir öğretmen çocuklarımızı yetiştirip adam edecek vereceğin aylık para binsekizyüz lira zar zor yapacak, bir polis memuru akşama kadar ruh hastası-kişilik bozukluklu yüzlerce insanın taşkınlıklarına karşı bedenini siper edecek ki sıradan insanların hayatının düzeni bozulmasın sen de ona devlet olarak ikibinlira maaş vereceksin. Sonra? Sonra Avrupa'dan getirdiğin bir sıradan futbol adamına 25 milyon yuuro vereceksin. Nasıl?
Bir şey söyleyeyim: eğer gerçekten Allah yoksa, bir ahiret hayatı yoksa, gerçekten boynuzlu koyundan boynuzsuz koyunun hakkı sorulmayacaksa, bu dünyada  kimseyi kınamaya gerek yok? Herkes yaptığında haklıdır. İçimize bir takım genetik özellikler yerleştirilmiş. Kimimiz biraz fazla bencil, kimimiz kıskanç, kimimiz saf, kimimiz doğuştan meningomiyelosel ve felç, kimimiz  doğuştan şaşı, kimimiz doğuştan sağır, kimimiz topal, kimimiz  doğuştan marlinmonre, kimimiz doğuştan Bayram Paşa, kimimiz de Nefi...
Diyecek bir şey yok yani. Yok.
Yok ve hava soğuk. 
Deprem enkazı altında kalan gazeteciler  var. Onların İstanbul'daki patronları var. 
Eşkiyalık yapmaya adanmış ömrü olan insanlar var.
İnsan ömrü bu. Yazıktır. İnsana sunulan belki de en güzel armağan yaşamak şansı. Hiç olmadığını düşünsene? Yoksun yani. Hiç olmamışsın. Ne kadar kötü. Her şeye rağmen iyi ki bir hayatın olmuş.

Bilmeyenlere ilave edeyim, dün gece Türk Milli Futbol Takımı İzlanda'ya da 3-0 yenilmiş. Erman Toroğlu soruyor Fatih Terim'in aldığı para ile İzlanda'nın başındaki adamın aldığı paraların ne kadar olduğunu ve de ekliyor: "bu da size ..."

9 Eylül 2014 Salı

YILIN OTUZYEDİNCİ HAFTASINDAYIZ

yılın otuzyedinci haftasındayız
sayıların önemi nedir
bütünü ile önemsiz olmasalar da
mesela Tanrı için bir gün bizim hesabımızla 1000 yıl yapıyormuş
ne işimize yarayacak şimdi bu bilgi
her gün işe yarar şeyler mi yapıyoruz
bir işe yarıyor mu yazdıklarım
ama her gün yiyoruz
her gün içiyoruz
içtikçe içesimiz geliyor
yedikçe yiyesimiz
insanlar düğün yapıyorlar
sünnetin de düğünü var
düğünlerde paralar toplanıyor
altınlar
sonra dünürler kavga ediyorlar bölüşmek için
azıcık insafı olanlar
nişanın toplananlarını  kız tarafına
düğünün toplananlarını  oğlan tarafına veriyorlar
bir  meslektaşım eski bir kitabım hakkında yazı yazıyor
bir edebiyat dergisinde
bir akrabam "boşta gezen pıratisyenmiş" diyor
doluda gezen pıratisyen kim
boşta gezenleri saymaya nereden başlasak
bilen var mı
mesela
caminin maaşlı hocası
camiye gitmiyor namaz vakitlerinde
su tesisatçılığı yapıyor
köyün cemaati kavga ediyorlar kendi aralarında
sen okumalıydın
sen kıldırmalıydın diye
birbirleriyle
ama imam caminin lojmanında da oturmaya devam ederek
inatla gitmiyor camiye ve
okumuyor sabah ezanını
gençliğinden beri sakallı bir tüccar
malikanesini gezdiriyor bana
annemde ve bende bir yüz rengi değişmesi meydana geliyor
oğlum sen ne halt yemeye okudun
anne beni ne halt yemeye okuttunuz
der gibi bakıyoruz  birbirimize
yaş pastanın yanında sunulan
eriklerden yiyoruz
mürdüm
bir yararı yok
ve olmayacak
ölecek sevgili eşin
ve sen yeni bir kadınla evleneceksin
birlikte yaşarken
herkesin karısı canının yarısı, benimki tamamı
demiş olsan da


4 Eylül 2014 Perşembe

YUSUFELİ-HAMALLAR-OFİS-ADNAN MENDERES-BABAM

Babamdan dinlediğim hatıraları arasında bir tanesi var ki, devlet, siyaset ve halk ilişkilerini çok gülünç ama aynı zamanda acı bir şekilde ortaya koyar.
Demokrat Parti iktidarda ve başbakanımız da Adnan Menderes iken bir gün Yusufeli ilçesine bir kaç kamyon buğday gelmiş. Fakat Ofis Memurluğu düzeyinde bu olay şaşkınlık yaratmış. Çünkü depolar doluymuş zaten. İhtiyaç yokmuş. Sonradan anlaşılmış ki, ilçemizde çalışan ve mesleği hamallık olan, esas olarak da bu Ofis'e gelen buğday çuvallarını boşaltmakla geçimini sağlayan şahıslardan birinin, epeydir depoların da dolu olması sebebi ile gelen giden, boşalması gereken kamyon olmadığı için gelirinde azalma olmuş. Bunun üzerine başbakanlık makamına telgıraf çekmiş. "Burada buğday ve un yok, vatandaş  açlıktan kırılıyor" diye. Başbakan bey de kimselere  danışmak ihtiyacı duymadan talimat vermiş ve kamyonlar Yusufeli'ye gelmiş.
...
Babamın olayları algılama ve yorumlama biçiminin güzel olduğunu hatırlıyorum.
Babam da, hamallarımız da başbakanımız da rahmetli.
Yusufeli ilçesi baraj altında kalmayı bekliyor.

1 Eylül 2014 Pazartesi

LEMAN SAM, ŞARKILARI, REKTÖRLER VE HAC

Televizyonu açtığımda seyredecek bir şey ararken, o akşam buna en  layık şey Leman Sam konseri  olduğuna karar verdim. Sonuna kadar seyretmediysem de epeyce izledim. Güzeldi. Dün bir gazetede Leman Sam'la yapılan röportaja denk geldim. Meğer bu konser,  üzerinde konuşulacak bazı yönlere de sahipmiş. Denk gelmişliğime sevindim.

Leman Sam kendisine sorulan sorulara ilginç cevaplar vermiş. Okunmaya değer. Kendisini artık rektörlerin üniversitelerdeki etkinliklere davet etmediklerini söylüyor ama bunda şaşılacak bir şey yok. İnsanlar siyasi tercihler yaptıklarını sanıyorlar ülkemizde.

Hac konusunda şunları söylüyor: "Orada makul parayla giden insanla, Zemzem Tower'ın kral dairesinde kalan arasındaki sınıf farkı bizim bildiğimiz İslam'a uymuyor."

Bir de kadın cinayetleri ve kadına yönelik kötü davranışlar konusunda, bu kötülükleri yapanları da bazı anneler yetiştirdiğine göre : "kadın cinayetleri konusunda kadınlar çok mu suçsuz " derken ne kadar da güzel düşünüyor.

Hastalarımız iyi. Onlara yardımcı olmaktan yana hoşnutluğum devam ediyor.
Yaz bitti.
Artık sonbahar.


                                                                                                                                                                                                                                                                      

28 Ağustos 2014 Perşembe

ÇOK ŞEY GÖRDÜĞÜN DOĞRU AMA, HİÇ BİR ŞEY GÖRMEMİŞE DÖNMEN DE MUHTEMEL DEĞİL Mİ

Değişik bir hayat hikayen olabilir mi?
Attığın kahkahalarla çok sevimli olduğunu düşünsen de, kahkaha atamayacak durumda olanlara kıyasla ne yapıp neler edip de bu şansı yakaladığın sorusuna verilecek bir cevabın  var mı?
İhsan Dede'yi tanımıyorsun ama o kitabına şunları yazmış: "Akıla nazar değmezmiş. Çünkü herkes kendi aklını beğenirmiş."
Emirdağ nüfusunun %70'i Bürüksel'de yaşıyormuş ne gam!
Neden acaba müzisyenler, ressamlar değil de şairler intihara yakın düşerler?
Amerika'da veya İngiltere'de bir kişi öldürülünce haberlere çıkartıyorlar; Irak ve Suriye'de her gün ölen 100 kişiyi alt yazı olarak geçiyorlar; sen ve ben bunu çoktan kabullendik; ölenler arasında senden ve benden daha güzel insanlar olmadığını kim söyleyebilir?
Kim söyleyebilir hala daha ve hangi yüzle, insan haklarının ve demokrasinin arkasına düşmemiz gerektiğini!
Nasıl da geçiyor herşey.
Nasıl da eskiyor.
Aldanmadığını düşünmek nasıl mümkün olsun.
Nasıl alalım banka kıredisi ile ev.
bugün ve dün
öğrendiğim Japonca kelimeler kadar huzur veren
bir de İstiklal Takviminden
bugün ayın
Zilkade 2 olduğunu  okumuş olmak
inandığımı sandığım şeylere tam iman edip
sadakat bile göstermiş değilim
şarkılar
şiirler
kılıflar
Attar bu durum için
"bu şom nefse ne vakte dek zırh giydireceksin" diyor
Artık kırgın da değilim
şair de değilim
ben ki
Attar ve İsmet Özel okuduğum günlerde
Microsurgery  dergisine editoriyal yazdım
W.L. ile birlikte
sana düşmez beni anlamak
yazılmış kitaplarım da olmasın
üstünlük kitaplarımızın sayısında olabilir mi
insanların eziyeti olacak
zalimlerin şaşıracakları günleri olacak
davulcular geçti
allerjilerim geçmedi
babamın olmadığı bir ramazan bayramı sonrası
kurbanı bekler olduk
bekler olduk ayın onbeşini