20 Ağustos 2014 Çarşamba

KANSER DEĞİLSİN VE TIRAFİK KAZASI GEÇİRMEDİN

Oturdum ve kendime 3 cümle yazdım:
eğer bir derdin olacaksa kendinle olsun
eğer birini düzelteceksen kendini düzelt
eğer birini seveceksen kendini sev.

madem kanser değilsin
madem tırafik kazası geçirmedin
madem bayılmadın Şişli'de

18 Ağustos 2014 Pazartesi

GÖZLERİMİZ VE MANTERO TEKNİĞİ

Babamın mezarına gittim. Bir fatiha okuyup, selam verip yoluma devam etmekti niyetim.
Bir arabam var ve onu mezarlığın önüne park ettim.
Döndüğümde, bir kadını,  bir bebek arabasını içinde de bir bebek varken sürüklerken gördüm. O bir anne miydi bilemiyorum. Ama bir kadın, bir bebek arabasını içinde de bebek varken itekliyor ve gidiyordu. Mezarlığın önü işlek bir cadde ve benim dışımda sağlı sollu park etmiş çok sayıda araç var. Burası Türkiye. Bizim ülkemiz. Burada araçlar yollara park ediliyor. Benim arabam yokken de böyleydi. Benim arabam olan günlere erdik yine böyle. Japonya'da,  park yeri olmayanın araba satın alamayacağını  duymuştum. Ama burada öyle değil. Hepimiz araçlarımızı sokaklara park ediyoruz. Etiler'de de, Gaziosmanpaşa'da da, Ulus'da da, Nilüfer'de de.
Kadınla  göz göze geldiğimizde bana hitaben şöyle dedi: "bıktık arabalarınızdan!"
Hiç bir şey demedim.
Sessizce yoluma devam ettim.
Arabama bindim ve uzaklaştım.
Şunu hissettim: bu kadın benimle göz göze geldiğinde bana bir laf edebileceğine dair bir güven hissetmiş bende.
Anlamış benden ona bir zarar gelmez.
Laf söylemek ihtiyacı varmış ve onu etmiş.
Yoksa karşısına çıkan bir çift göz bir kötülük sahibi adama ait olsaydı o bu lafı etmezdi.
Belki hayatımda ilk kez, belki de bir daha da olmayacak bir şekilde olgun ve bir insana yakışacak bir harekette bulundum. Ne kızdım, ne cevap verdim, ne gururuma dokundu bu söz. Sadece onu anlamayı başardım. Onu ve durumumuzu anlamıştım.
Biraz zaman geçti.
Havalar çok sıcak olsa da küresel ısınmaya inat çok yağmurlar yağdı.
Bülent'den Mantero Tekniği ile tendon onarmayı öğrendim.
İzin bitti.

23 Temmuz 2014 Çarşamba

KAPPA İLE BAŞLAYIP OFTENEST'A GİDEN

Su şeytanı bile suda boğulabilir diye bir Japon atasözü var.
Bunu öğrenmeye çalışırken yolum oftenest diye bir İngilizce kelime ile kesişti.
İçinde bu sözcüğü  barındıran güzel sözlerden birini aşağıya alıyorum:

21 Temmuz 2014 Pazartesi

ZAVALLI MIYIZ, KEŞANLI MIYIZ?


İnsanın Tanrıya  ibadet edebilmesi bile iyi olduğunun göstergesi. İyi olmasan ibadet edemiyorsun. İyi olmasan düşünemiyorsun, yazamıyorsun, gülemiyorsun, uyuyamıyorsun. Sedece iyi olmak istiyorsun.
Lı-eki dilimizde bir yerli olmak anlamına gelebiliyor. Ankara-lı, Sivas-lı, Konya-lı, gibi.
Bir de zavallı var.
Bu zavallı, herhangi bir yere işaret etmiyor.
Tek tek ve hep beraber,  insan olmak, zavallı olmaya çok yakın.

17 Temmuz 2014 Perşembe

SORMAK LAZIM DEĞİL MİYDİ "iNSANSIZ HAVA ARAÇLARI NİÇİN YAPILMIŞ"

Yahya Çiftçi,  Çelimli Çalım adlı dergide şunları yazmış: "Bu İnsansız Hava Araçları ('insansız deniliyor, öbürlerinde insan olduğu sanılsın diye) önceleri..."

...
Çok etkileyici buldum. İçinde biyolojik bir varlık olarak bir pilotun var olduğu ve fakat bomba atıp bir yerlerde hiç yüzlerini bile görmediği kadınları, çocukları, yaşlıları öldüren birine nasıl insan diyeceğiz. Büyüyünce bunun için mi pilot olacağız.
Sonra da insansız olanını üretmişler. Neden acaba? Belki de pilotlara zor gelmiştir. Belki de onların çoğu ruh hastası olmuştur. Bunları bilmiyoruz.
...
Yazının devamında şu cümleler var ve bunlar da üzerinde düşünmeye değer: "Evet dünyada ülkeler var ve bu ülkelerin orduları var. Fakat bu orduların hiç biri ABD ile savaş halinde değil. Hepsi ya Müslüman tehlikesiyle savaşıyor ya da Amerika harita değişikliği vesair yapmak istediği zaman birbirleriyle savaşıyor. Amerikan orduları Amerika dışında her yerde faaliyet gösteriyor. Ve hiç bir orduyla savaşmıyor."
..
Sonra ben hastaneme geliyorum. Hangi doktor çok performans yapıp çok para kazanıyormuş ona mı bakacakmışım? Hangi doktor en çok merhametsizlik göstermiş? Hangi doktor, hangi yazlık komşusu ile kavgalıymış? Hangi doktor hangi arabasını değişmiş? Hangi doktor benden daha akıllıymış?
Bu da yetmezse Amerika'daki dergilere yazılar gönderip kabul edilirse gururlanacak mıyım?
...
Nedir bu sefillik. Nasıl bir yaşamak.
Deniliyor ki insana taşıyamayacağı yük yüklenmemiş.
Şikayet edecek durumda da değilim.
Ama yeniden düşünmeye değmez mi:  "Evet dünyada ülkeler var ve bu ülkelerin orduları var. Fakat bu orduların hiç biri ABD ile savaş halinde değil. Hepsi ya Müslüman tehlikesiyle savaşıyor ya da Amerika harita değişikliği vesair yapmak istediği zaman birbirleriyle savaşıyor. Amerikan orduları Amerika dışında her yerde faaliyet gösteriyor. Ve hiç bir orduyla savaşmıyor."

16 Temmuz 2014 Çarşamba

HAYAT ANSİKLOPEDİSİNDEKİ YANLIŞ BASKI

Bir kitapta, bir dergide  yanlış basılmış bir harf görünce hemen dikkatimi çeker ve eğer mümkün olursa ilgili yere bildirmeyi bir vazife bilirim. Buna iştahım oldu hep. Hele bir de beğendiğim bir yayınsa, tekrarlayan baskılarında bu olmasın diye, buna katkım bari olsun diye telaş ederim.
Kimi zaman teşekkür cevabı alsam da çoğu kere tepkisizlik  ile karşılaşırım.
Hayat Ansiklopedisi, çocukluğumda baba evinde kitaplıkta olan en değerli kitaplardı. Okul ödevlerimiz için vazgeçilmez başvuru kaynağıydı. Bir çok kimse bizden yardım isterdi. Fotokopi yok, internet de yok. İlçede ciddiye alınabilir bir kütüphane de yoksa bir de.

Geçen gün Hayat Ansiklopedisinin sayfaları arasında gezerken, bir yanlışa denk geldim. Bu önemli bir söz oldu şimdi. Bir yanlışa denk geldim, diyorum. Demek ki 40 yıldır habire yanlışlara denk gelmemişim. Nasıl da bu kadar az hata ile o kitapları o zaman dizmişler. Yapanlara bıravo doğrusu.

Günümüzde bir kere hiç bir şey yoksa, yazdığınız bilgisayar kırmızı çizgi ile dil ve imla kuralı hatalarını bulup dikkatinize sunuyor.

三年足らず


14 Temmuz 2014 Pazartesi

İNGİLİZCE KONUŞAN AMERİKALI ÇOCUKLAR HAKKINDA DAĞLAR NE DÜŞÜNÜYOR




Anne ve babası ile beraber televizyon seyreden Dağlar, bir ara Amerikalı çocukların çok  akışkan bir şekilde İngilizce konuştuklarına şahit olunca şöyle demiş babasına:

bunlar bu yaşta İngilizceyi nereden bu kadar iyi bilecekler ki, atıyorlardır ya!”.

FİZYOLOJİK DOKU GENİŞLEMESİ, PATOLOJİK DOKU GENİŞLEMESİ, İYATROJENİK DOKU GENİŞLEMESİ

Pilastik cerrahide doku genişletme tekniği diye bir tedavi yöntemi var. Sağlam deri dokuları altına silikon balonlar yerleştirilerek serumla dolduruyoruz ve bir süre sonra üzerindeki deri genişleyince, fazla deriyi arzu edilen yere  taşıyoruz. Sıklıkla kullandığımız yer saçlı deri bölgesi.

Bazen vücudumuzda ortaya çıkan tümörler üzerlerini örten deriyi ve hatta tırnağı bile büyütüp genişletebilirler.

Bir de hamilelikte olan doku genişlemesi var.