8 Şubat 2016 Pazartesi

AKBABALARIN KARGALAR GİBİ ŞEHİRLERE İNMESİ YA DA BENGAL

Kargalar şehirlerde bulunan kuşlar. Akbabalara şehirlerde rastlamıyoruz.
1770 ve 1943'de Bengal'de kıtlık olmuş ve toplam 17 milyon insan açlıktan ölmüş.
Diyetisyenlerin, diyet yapanların, bir türlü zayıflayamayanların kulakları çınlasın.
Bu kıtlıkların sebeplerini İngilizce'yi  ana dili olarak kullanan ülkelerin insanlarına sormak lazım.
Sokakların kenar duvarlarında akbabalara rast gelmek  tüyler  ürpertici bir durum.
Medeniyet dedikleri ne,  anlamak için kaç sene ömür tüketmek lazım?
İnşaat firmalarının güzel binalarının reklamlarını süsleyen  fotoğraflardaki,  en güzel dişli, en güzel burunlu, güldüğünde azı dişleri de gözükebilen kadınların  ve onların kocalarının Bengal'e bir borçları yok mu?


4 Şubat 2016 Perşembe

BİLMECE

Bugün şöyle yapacağım;
okuduklarım arasından defterime alıntı yaptıklarımı paylaşacağım.
Bir sıra ve konu bağlantısı gözetmeden:

Hıncal Uluç, 2 Temmuz 2010, Sabah Gazetesi: "Ayıp bişey yaptın mı konuşulursun. Kolay."

Ahmet Hakan, 22 Ağustos 2010, Hürriyet Gazetesi: "Şair artistliğinden öyle bir bıkmışım ki.."

Yılmaz Özdil, 22 Ağustos 2010, Hürriyet Gazetesi: "Özetle top bile bazen tartışılır ama, basın hep yuvarlaktır."

Hümeyra, 21 Ağustos 2008, Taraf Gazetesi: "İlk pilağım güzelliğin on para etmez çıktıktan sonra, müzik dersi almaya başladım."

Ferhan Şensoy, 25 Şubat 2013, Aydınlık Gazetesi: "Hiç doktor sevmem."

Ezgi Başaran, 5 Temmuz 2009, Hürriyet Gazetesi: "Doktorların ekserisi neşesini yitirmiş vakitsiz insanlardır."

Gülse Birsel, 9 Nisan,  2014 Hürriyet Gazetesi: "Hiç marjinal havalara girme, senden milyon tane var. "

İsmet Özel, Cuma Mektupları-6:  "Alçakların sığınmış olmaları yüzünden vatanperverlik alçalmaz."

İmamı Gazali, Kimyayı Saadet: "Kapısını kilitleyen kilide değil de Allah'a güvendiği zaman mütevekkil olur."












2 Şubat 2016 Salı

SÖYLEYEN ŞEN, DİNLEYEN ŞEN, ŞİNASİ ŞEN

Yaşadığımız çağın özelliklerine inat, mektuplar yazıyor Şinasi bey el yazısı ile.
Bıkmadan, pes etmeden, umudunu yitirmeden.
Bana örnek oluyor.
"İşimiz komedi filmlerine ve trankilizan ilaçlara kaldı"  diyor.


27 Ocak 2016 Çarşamba

REKLAMLARA YANSIYAN ŞEY NASIL BİLİMLE ALAKALI OLABİLİRKİ

Şehrimizin caddelerinin kenarlarında yer alan,  reklam panolarını süsleyemeyen fotoğrafta,   deney yaptıkları anlaşılan bir kız çocuğu ile oğlan çocuğu var ve ellerinde bir şeyin  patlamış olduğu hissediliyor. Yüzleri yanmış gibi. Saçları diklenmiş. Bunu hazırlayanlar fotoğrafın üstüne kendilerince espiri yaptıklarını düşünüp şu ifadeyi koymuşlar: deneyinizi nasıl alırdınız.

Bende yol açtığı düşünceler şunlar oldu:
1. Bunu gören anne ve babalar çocuklarının okullarda deney dersi almasını istemeyeceklerdir
2. Bilimle ciddi bir ilişkisi olan hiç bir toplum bu konuyu bu şekilde şehrin meydanlarına taşımayacaktır
3. Deney yaparken yanmak  sevimli bir şey değildir, çünkü olay olduktan sonra anne ve babalar,  öğretmenlere ve sonra da gittikleri hastanelerdeki doktorlara hiç de sevimli kelimeler kullanmazlar
4. Hababam Sınıfı filmindeki deney yaparken kazaya yol açan öğretmen  tiplemesi yukarıda andığım sıkıntılara yol açmış değildir.
..
Bunların ötesinde, deneyinizi nasıl alırdınız ifadesi kahvenizi nasıl alırdınız ifadesindeki saygıyı bünyesinde barındırmıyor. Bir hafiflik var her şeye rağmen. Türkçede "nasıl alırdınız" ifadesi kibar bir ifadedir ve en uygun düştüğü yer "kahvenizi nasıl alırdınız" durumudur. Bunun dışındaki kullanımları yersizdir ve hafiftir. Bunu bilimle bir araya getirmek hafifliği artırmaktadır. Böyle bir ifadeye Japonya'da asla rastlanmayacağını düşünüyorum. Ama Japonların bilimle ciddi bir ilişkileri var.
Sonuçta bilimin, insanları öldüren  bomba ve silahların yapımı için de kullanıldığını hatırlayınca, bilime çok kıymet vermek de bir anlamda önemli bir konu olmaktan çıkıyorsa da şehrin meydanlarında yapılacak duyuruların reklam amaçlı olduklarında bile toplumsal yararları göz ardı etmemesi gerektiğini düşünüyorum.  

20 Ocak 2016 Çarşamba

BÜTÜN ARTİSLER ONU BULUYORMUŞ, ÖYLE DEDİ

Kırtasiye dükkanını yeni açmışlar.
Oyuncaklarla kırtasiye malzemeleri  bir arada ve  insanın ihtiyacı olmasa bile bir bakası gelebilir.
Ama daha içeri girerken kasada duran ve çalışan değil iş yeri sahibi olduğu özgüvenindeki hudut tanımazlıktan belli olan genç  şöyle konuşuyor, kendisiyle ama yüksek sesle: "bütün artisler de bizi buluyor!".
..
Belli ki çıkan müşteri onu üzmüş. Müşterilerin bazen iş yeri sahiplerini üzüyor olmaları sürpriz değil. İş yeri sahibini öldürenler bile var soygun için.
Ama yeni gelen her müşteri  masumdur.  Önde gidenden alamadığın intikamı yeni gelenden alırsan yakışıklı bir iş yapmış olmazsın.  
Ayrıca bunlar olmuş olsa bile senin bu tutum ve davranışın da güven verici değil.
Satıcı olmak da kolay değil. Alıcı olmak da olay değil.
Karşımızdaki insanın yerine kendimizi koymadıktan sonra yapacağımız hiç bir işi güzel yapamayız.
Takip ettiğim tek yabancı blog sitesine bir mektup gönderdim, bir yanlışlığın düzeltilmesi için. Bana cevapsız kalsalar da yanlışı düzelttiler, sevindim.
Sitenin yazarı şöyle diyor: "Durduk yerde tablet bilgisayarımı yere düşürdüm. Tuzla buz oldu. Hiç bir şey kontrolümüzde değil gibi."
İsmet Özel yeni yazı dizisine başladı ve son yazısında şöyle bir cümle var: "Şu Allah’ın işine bak diyen münafığın tek düşündüğü vaziyetin lehinde tezahür ettiği zannıyla azami istifadeye bakmak; sıkıntılı bir vaziyet idraki halinde ise asgari zararla belâyı savmak olur."
Kar yağdı.
Kış geldi.
2016 oldu.


 

7 Ocak 2016 Perşembe

METİN AKPINAR'IN BİZE VERDİĞİ DERS

Çocukluk ve gençlik yıllarımda  ve devamla erişkinlik yıllarımda bile yaptığı mahalle delikanlısı, mahalle kabadayısı ve aynı zamanda içli adam tiplemesini hayranlıkla izlediğim bir büyüğümüz Metin Akpınar.
Televizyonda Orhan Pamuk hakkında kendisine sorulan sıkı sorulara, sıkılmadan, gücenmeden, gücendirmeden, bilgiyle ve yine yaptığı rollerdeki kadar içli cevaplarıyla,  kendini rol yapmak dışındaki gerçek hayatında da hayranlıkla izlememe  vesile oldu.
Herhangi bir konuda olumsuz görüşlere sahip bir insanın, bu  görüşlerini nasıl ortaya koyması gerektiğinin  dersini  verdi  adeta. Defalarca izledim, bıkmadan. Allah'tan sağlıklı uzun ömür dilerim.

6 Ocak 2016 Çarşamba

AZERBAYCAN TÜRKÇESİNE GÜLMEK CAHİLLİK DIŞINDA HİÇ BİR ANLAMA GELMEZ

Benden yirmi küsur yaş daha genç olmasına rağmen kendisinden kısa süren arkadaşlığımızdan çok şey öğrendiğim biri Nail Bey.
"Türkiye'de konuşulan Türkçe üzerinde Fıransızca'nın etkisi var, Azerbaycan'da konuşulan Türkçe üzerinde Rusça'nın etkisi var" diyor.
Devamla "Azerbaycan'da yaşayan insanlar Türkiye'de yaşayan insanları severler ve bu öğretilmiş bir şey değildir" diyor.
Azerbaycan Türkçesi ile konuşulduğunda bunu gülmece konusu yapan Türklerin çok kırıcı olduklarını ama maalesef bunun farkında olmadıklarını ilave ediyor.
Azerbaycan'da konuşulan bir dil var ve sevimli olsun diye şiveli kılınan bir şey değil. Ciddi bir şey. "Kişi kimi qadın." dediği zaman sen bütün kelimeleri ses olarak tanıdığın için ve sıralanmasında, müzikal yapısında senden farklı bir hal içinde olduğu için her halde anlamaya çalışmak zor geldiği için gülme ve gülümseme yolu seçiyorsun. Ama o "erkek gibi kadın" demiş oluyor.
Sen ikinci bir dil öğreniyor gibi, ama sadece şu kadar farkla ki  sıfırdan değil, belli bir, hatırı sayılır bir alt yapı ile ikinci bir dil öğrenmeye çalışıyor gibi davranmalısın. Böylece karşındaki Azerbaycan Türkü'nün söylediklerini anlamaya çalışıyor olmalısın. Senin ve benim Türkiye'de konuştuğumuz Türkçe'nin Azerbaycan'da konuşulan Türkçe'den daha üstün olduğunu söyleyebilecek durumda değiliz.
Bugün Mehmet Doğan bir yazı yazmış "içi çürük koz" gibi bazı ifadeler var içinde. Yazısının devamında diyor ki: "bugün kaç kişi bilir İstanbul'da Beykoz, Kozyatağı ne anlama geliyor diye?"
Azerbaycan'da tatlı satan dükkanlara gittiğinizde, bir kurabiyeyi göstererek bunun içinde ne var dediğinizde "qoz" diyorlar. Yani ceviz.
Şimdi Kozyatağı'nda yaşamayı seviyorsun, anlamını bilmiyorsun ama Azerbaycanlı bir vatandaş cevize koz deyince "ceviz o ceviz" diyorsun. Bu olmadı. Bu olmaz.
Benim purofesör olmuş bir arkadaşım bana şöyle bir soru sordu: "ağabi sen şimdi Azerbaycan Türkçesini de bildiğin yabancı diller arasına koyacak mısın?"
Şöyle cevap vermem gerekiyor: "Bu seher erken durdum. Siz ne danışırsız? Besdir daha. Papağını qabağına qoyup fikirleş. Bu biabırçılığa son verin."