26 Ağustos 2015 Çarşamba

ENDONEZYA, JAKARTA, BALİ

Endonezya'da yapılacak olan uluslararası bir yanık kongresine davet edildim ve gidiyorum.
Endonezya 15 bin kadar adadan oluşuyor.
Daha önce hiç gitmedim.
Başkenti Jakarta.
Bizim toplantımız Bali adasında.
Beni davet eden kongre başkanı ile Japonya'da tanışmıştık. Kendileri ile tanıştığım diğer Endonezyalı arkadaşlar da güzel insanlardı.
Tabii,  Japonya'nın adının Endonezya söz konusu olunca anılması bir tesadüf değil.  Hollanda sömürgesi olmaktan kurtulurken Japonya'nın desteği olmuş.
Endonezya insanı için genel olarak hacılarımızdan dinlediğimiz güzel hikayeler var.
Endonezyalıları çok güzel ahlaklı insanlar olarak anlatıyorlar hep.
Bu vesile ile oraları yakından göreceğim için kendimi çok şanslı hissettim bir kere daha.
Dilerim her şey güzel olur.
İzlenimlerimi daha sonra paylaşmak ümidi ile hoşçakalın.

25 Ağustos 2015 Salı

KÖYLERİMİZİ SEVİMLİ KILAN ŞEY

İnsanın bir memleketinin olması çok güzel. Köyünün olması çok güzel. Köyüne gitmesi de öyle.
Hepimizin köyünün anlamı hepimize aynı olsa gerek.
On gün kaldım köyde ve tatilimi yapmış oldum. Herkesin kendini dinlendirmek için farklı bazı yöntemleri olabilir. Hepsi de güzel olabilir. Tatil veya dinlenmek eğer ilave sorunları  beraberinde getirmiyorsa iyi demektir.
Köy hayatı şehir hayatından güzel. Fakat unutmamamız gereken bir şey var. Köylere olan ilgi artarsa köylerimiz şehirlerle yer değiştirir hepsi o. Mesela çöp konusunu ele alalım. Köyde 50 kişi varken çöp sorunu olmayabilir ama bu sayı 500 kişiyi bulduğunda köyünüzün temiz yollarında pilastik şişelere rastlamak ihtimaliniz belirir. Poşetler, çocuk bezleri. Bunları  kim toplayacak, kim yok edecek?
İşte şehir hayatı böyle başlıyor.
Dolayısıyla köylerimize gittiğimizde niçin yolların asfalt ve çizgili olmadığından yakınmaya başlarsak aklımıza hemen şunu getirmeliyiz: belki de yollar asfalt ve çizgili olsaydı köylerimiz de bu kadar güzel kalmazdı.
Diğer yandan Japonya gibi ülkelerde köylerin yolları asfalt olmakla beraber kirli değil ve de güzel kalmaya devam etmiş diyenlerimiz olursa onlara da şunu söylemek isterim: Japonya'da şehirler de güzel ve temiz. Bizde şehirleşme tabiatı çirkinleştirmekle beraber ve kirlilikle beraber oluyor. Olmuş. Böylece köylerimizi sevimli ve temiz kılan şey de kentleşmenin köylerimize uğramaması ile mümkün olmuş.
Daha az sayıda insan daha az sayıda sorun anlamına geliyor.

3 Ağustos 2015 Pazartesi

TÜRKİYE'DE YAŞAYAN KENYALILAR FEDERASYONU

Böyle bir federasyon şimdilik yok. Ama Kenya'lı arkadaşıma bugün bir arkadaşı sormuş: "Kenya'da havalar çok sıcak olduğu için mi sizlerin derileri siyah olmuş?". O da diyememiş: "sizin memleketiniz çok soğuk olduğu için mi böyle beyaz derili kalmışsınız?".
..
Polikılinikte çocuk, Kenyalı arkadaşımı karşısında görünce, kendi  annesine sormuş: "anne bu doktor amca niye derisini boyatmış?"
...
Fotoğraf çektirdik. Biraz karanlık olunca Kenya'lı arkadaşlarımdan biri dedi ki: "hocam Raşit'in yüzü gözükmüyor."
Epey güldük.
...
Aslında Kenya'da yıllık ortalama sıcaklık Türkiye'den düşükmüş. Ama biz yine de sıcaklardan buronzlaştıklarını içimizden geçirebiliyoruz.
İnsanların ve tabiattaki her şeyin bir rengi var. Renk sayesinde onları fark ediyoruz. Kenya'da yaşayan ve hayatında hiç beyaz derili insan görmemiş olan bir çocuk   da bir beyaz derili insan görünce annesine sorabilir : "anne bu adamın niye rengi açık" diye.
...
Ben bununla ilgili şöyle bir tecrübe sahibiyim. Antakyalı arkadaşım hep çay olarak bizim kaçak çay adını verdiğimiz kendi çaylarını içerdi ve bizim içtiğimiz çayı acı bulurdu. Biz de onlarınkini acı buluyorduk. "Kaç tane şeker atarsan at tatlanmıyor" dedik her iki taraf da karşı tarafın çayına.
Alışkanlık.

29 Temmuz 2015 Çarşamba

BUNALTICI SICAKLAR MI Beni BUNALTIYOR Ben Mİ BUNALMAYA YATKINIM


Böyle bir yazının başlığı  ben yerine BİZ olmaya daha yakındır. Ama biz demek suretiyle herkesin durumunu anlatmak hakkına sahip olamayacağıma göre, dürüst olmaya doğru yol almalıyım ve ben diyebilmeliyim.
Bunaldım. Sıcakların da etkisi var  belki ama sanki soğuğu çok mu seviyorum.
Bir yaprak kımıldamaz olunca, insan yaprak kımıldasın istiyor.
İsteklerim çok.
Bir de defterlerim çok.
Başkalarını değiştirmek mümkün değil.
Kendimi değiştirmem acaba ne kadar mümkün.
Babam derdi ki: "hiç bir şey değişmez, ne ise odur."
Kimi zaman babama atfen konuşmalarıma da canım sıkılmıyor değil.
İngilizce ve Japonca öğrenmeye devam ederken, insan ve davranışı hakkında da çok şey öğreniyorum.
Öğrendiklerim çok somut bir biçimde işime yaramıyor.
Daire alamıyorum, yazlık alamıyorum, Bodrum'a gidemiyorum, jip veya tek kapılı lüks otomobil alamıyorum, bordo renkli bir takım elbise alıp saçlarıma boya yaptıramıyorum.
Epeyce zayıf gözüküyorum.
Epeyce insan bana dişini gösteriyor.
Kendimi epeyce iyi hissediyorum.

23 Temmuz 2015 Perşembe

SÖZLÜKLERDE OLMAYAN KELİMELER

Bilmece sorulmasını büyük bir iştahla bekleyen çocukluktan kurtulup da  çocuklara bilmece sormaktan zevk alan bir yaşa geldiğimde  ilk defa duyduğum ve çok beğendiğim bir bilmece oldu: "dünyada her şeye lazım olan nedir?"
Hava
"Havaya da lazım."
Oksijen
"Oksijene de lazım."
Güneş
"Güneşe de lazım."
Su
"Suya da lazım."
Besin
"Besine de lazım."
Kan
"Kana da lazım."
İyilik
"İyiliğe de lazım."
Böyle giderdi.
Sonunda biraz da çekinerek "Allah" derdi cevap peşinde olan.  Sonra da büyük bir keyifle soruyu soran "Allaha da lazım" derdi. Biraz muhatabının şaşkınlığına destek olmak isteyen soru sahibi şöyle derdi  sonra: "Aslında Allah'ın ona ihtiyacı yok ama o Allaha da lazım."
Doğru cevap "isim" biliyorsunuz. Dünyada varsa bir şey ismi de vardır. İsmi yoksa kendi de yoktur anlamında.
Böylece sözlüklerde olan kelimeler hayatımızda vardır. Sözlüklerde olan kelimeler orada olduğu sürece kelimeler hayatımızdan çıkamazlar.
Mesela yalan kelimesini ele alalım. Yalan kelimesi olmadan dünya olmaz. Yalan olacak. Yalan söyleyen biri olmalı ki birine de "yalan söylemek iyi değildir evladım" demek düşsün.
Ama sözlüklerden bir kasıtla çıkarılan kelimeleri olan milletler de vardır. Onların işi zor gerçekten.

15 Temmuz 2015 Çarşamba

ORUÇ TUTMAK, RAMAZAN BAYRAMI, YAZ TATİLİ

Ramazan Ayı bitmek üzere. Biraz önce ben son hastama bakarken, sekreter ve hemşire  arkadaşlarım
bana "iyi bayramlar" diyerek hastaneden ayrıldılar. Yarın bayramdan bir önceki gün yani arife günü.
Oruç tutmak güzeldi. Sıcaklara rağmen sıkıldığımı söyleyemem. Çocukken oruç tutmak zormuş. Yaşlandıkça oruç tutmanın aç kalmakla ilgili  önemli bir yanı olmadığını kavradım. Belki mide bağırsak gibi organlarımız, dişlerimiz, yemek borumuz biraz dinlenmiş oluyorlardır.  Oruç tutmakla ilgili bu yıl bir de şunu hayranlıkla gözlemledim: orucumuzu ezanla beraber açıp da mesela bir tane zeytin bile yemekle aslında açlık hissi de yok oluyor. Ondan sonra yemeye devam etmek biraz da yemek yemeği seviyor olmamızdan kaynaklanıyor. O kadar ki 18 saatlik açlık en fazla 15 dakika içinde doymakla son bulabiliyor. Bu yıl hiç bir iftar davetine gitmedim. Giderek artan zenginlik, gösteriş ve israf kokan iftar sofralarında bulunmak manevi havadan insanı uzaklaştırabiliyor,  hazzetmiyorum. Genellikle sahura kalkmak da bir su içmekten ibaret oldu.
Allerjilerim devam etti.
Ameliyatlarımız devam etti.
İngilizce ve Japonca çalışmaya devam ettim.
İstiklal Marşı Derneği'nden İsmet Özel yazıları  okumaya devam ettim.
Yapmaya devam ettiğimiz şeyler hayatımızı oluşturuyor. Tekrarlar hayatımızı oluşturuyor. Bir defa  yaptığımız şeylerin çok önemi yok.
Endonezya'da yapılacak Asya-Pasifik Yanık Kongresi'ne davet edildim ve onun konuşmasını hazırladım. Bu tür hazırlıklarımı son haftaya bırakmadan erkenden yapmak gibi bir alışkanlığım var, hem kendimi hem de ülkemi iyi temsil etmeliyim. Beni davet eden insanları, tercihlerinden dolayı mahcup etmemeliyim.
Yaz tatili bir çokları için başladı ve bazılarımız için de başlamak üzere.
Yoşida Takuro'dan yeni bir şarkı dinledim ve çok beğendim. Yaz Tatili (natsu yasumi-夏休み), ismi şarkının. İkinci Dünya Savaşı sırasında  Japonya'ya atılan bombalar dolayısıyla yazılmış. Çok duygu yüklü sözleri var şarkının. Bir kere olsun dinlemenizi öneririm. Bu mevsimden   bu şarkı  kaldı  hayatıma:
"hasır şapka artık yok
pirinç tarlasındaki kurbağa da yok
yine de ben yaz tatilini bekliyorum
...
öğretmen abla artık yok
o güzel öğretmenimiz artık yok
ben yine de yaz tatilini bekliyorum
...
günlük tuttuğum  yaz tatili
ateş yaktığımız yaz tatili
parmaklarımız ile sayarak gelişini beklediğimiz
yaz tatili
...
tarladaki kız böceği  nereye gitti
o gün tutup vermiştim
tek başıma bekledim
yaz tatili
...
karpuz yediğim yaz tatili
sularla oynadığım yaz tatili
ayçiçeği
yaz yağmuru
Ağustos böceğinin sesi
...
yine de beklediğim yaz tatili"
....
Şimdi ikinci dünya savaşının üzerinden 60 yıl geçmiş bulunuyor. Suriye'de, Irak'ta  devam ediyor savaşlar. Çocuklar ölüyor her gün, anneler, nineler göçe zorlanıyor, bize yakın düşenleri tırafik lambalarında arabamız durunca fark ediyoruz. Kimse onlar için şarkı sözü bile yazmıyor.
 




8 Temmuz 2015 Çarşamba

TİVİTIR İLE HAPİSHANE DOSTLUĞUMUZ KISA SÜRDÜ

İnternet ve akıllı telefonlar dolayısı ile başka insanlarla temaslar kurduğumuz bir çağda yaşıyoruz. Feysbuk, tivitır, instagıram, vatzap, e-mail, mesenjır, ve adını sayamadığım başka bazı ortamlar var.
Ben içindeki sese çok kulak veren bir insan olarak, bunların çoğuna ve de tivitıra abone olmamıştım. Kitabım yayınlandıktan sonra yayınevindeki bir arkadaşımın önerisiyle girdim. İlk günden itibaren bir pişmanlık duyup haz etmediysem de gereğini de yapmakla kendimi mesul hissettim. Tam bir açık cezaevi hali hasıl oldu. Takip ediyorsun, seni takip ediyorlar, seni takip etmekten vazgeçiyorlar, derken zaten paranoyid sıkıntıları olan bir adam olarak tam  paranoyak oluyordum ki biri benim tivitır hesabımı çaldı  ve kendi kafasına göre mesajlar atmaya başladı.
Önce bir arkadaşımın durumu farketmesi ve bana yardımcı olabilecek bir mesaj göndermesi ile bu konuda bilgilendim ve çözmeye çalıştıysam da daha sonra bunu bir vesile sayıp tivitır hesabımı kapattım. Kısa sürdü beraberliğimiz 1 ay veya biraz daha fazla.
Şimdi çok şükür kendimi daha iyi hissediyorum.
Bugün yabancı dillerde tivitır ile ilgili ne yorumlar var bir bakayım dediğimde, benim gibi düşünen başka insanlara da başka bazı ülkelerde rastlayınca meraklandım biraz daha okudum.
Diyorlar ki eğer hangi tür yiyecekleri yiyelim diye bir kaygınız varsa kısaca televizyonlarda reklamı yapılmayan yiyecekleri yeseniz iyi olur, diyebiliriz.
Ramazan Ayı bitmeye doğru yol alıyor.
Havalar her zamankinden biraz daha sıcak.
Ağustos Ayı'nın sonunda Endonezya'ya yanık ile ilgili bir kongreye gideceğim. Bir konuşma yapmam gerekiyor. Hazırlıklarımı tamamladım.
Japonca ve İngilizce öğrenmeye devam ediyorum.
Video derslerini ilgi ile dinlediğim Şirasaka Şintarou'dan şunu öğrendim: insanlar karaokeye başkalarının şarkı okumalarını dinlemek üzere gitmezler, kendileri şarkı söylemek isterler, diyor. Çok komikti ama çok da doğruydu. Aslında yaşadığımız dünyada da başkaları konuşsun da biz dinleyelim diye bir derdimiz yok. Biz konuşalım başkaları da bizi dinlesin istiyoruz.
Arkadaşlarımla Botanik Park'a gittik.
Günler kısalmaya başladı.
Her ne kadar yazsa da sonbahara doğru döndük yüzümüzü.