18 Kasım 2014 Salı

YEDİNCİ ULUSAL AĞIZ KOKUSU KONGRESİ

Şouva Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde araştırmacı olarak bulunduğum  günlerde, gün içinde en çok adım attığım yer dekanlık binasının alt katındaki laboratuvardı. Orada mikrovasküler cerrahi üzerine deneysel çalışmalar yapıyordum. Yaptığım iş beni ihya ediyordu. Sorulmamış bir soru soruyordum ve sorduğum soruya henüz var olmayan bir cevabı kendim arıyordum. Cevap bulmak  güzeldi.  Cevap aramak güzeldi.
Aralarda çay içmeye çıkardım. En sevdiğim  "royal milk tea" idi. Sağıma soluma bakardım. Temiz hava alır, tekrar  aşağı inerdim.
Bu hava almalardan birinde, bir ikindi güneşi de fakültenin zemin katını ısıtırken, ilan panosunda bir  kongre ilanı gördüm: "Beşinci Ağız Kokusu Kongresi" diye.
Dudak büktüm. Ağız kokusunun da kongresi mi olurmuş diye.
Olmaz mı?
Olmasın mı?
.
Ağız kokusu temel olarak  iki sebeple olabilir:
1. Ağız temizliğini ihmal ettiğimiz için
2. Ağız temizliğine dikkat etmemize rağmen.
Bunlardan birincisinin  üzerinde durmaya bile gerek yok. O insanlara biri hatırlatır, onlar da ağız temizliklerini yaparlar.
Peki ya ikinci gurup?
Yiyeceklerden kaynaklanan ağız kokusunu hepimiz biliriz. Sarımsak, soğan en meşhurlarıdır. "Ben her sabah bir sarımsak çiğnerim" diyen  bir arkadaşınız illa  olmuştur!
Aslında bu tür ağız  kokusundan geçici ağız kokusu diye de söz ediliyor. Kalıcı olan ağız kokusu esas konumuz.
Ağız içindeki sorunlardan kaynaklanan ağız kokusu adına diş çürükleri en başta gelendir. Diş sorunlarına bağlı ağız kokusu herkes için çok tanıdıktır. Hep aynı kokar. Senin diş çürüğünün kokusu güzel de benim diş çürüğümün kokusu kötü olmaz. Aynıdır.
Çok tatsız bir konu değil mi? Sağlığı yerinde olanlar için. Yani yazacak başka bir şey bulamadın da bunu mu yazdın.
Güzel koku ne kadar güzelse, kötü koku o kadar kötü. İnsan ilişkileri sanal ortam dışında yan yana durarak oluyor. Sanal ortam ilişkilerini kim bilir belki de daha katlanılır kılan, kimsenin  ne ayak kokusunu  ne de ağız kokusunu çekmek zorunda değiliz. Yan yana olmak temiz kokmakla mümkün.
Kötü kokmak kirli olmak kaynaklı değil de bir hastalık sonucu da olabiliyor buna dikkat çekmek isterim.
Kötü koku veya insanları üzen kokular 4 değişik tipte imiş:
1. Çorap kokusu, ayak kokusu gibi nemlenmeye bağlı kokular.
2. Dışkı ve idrar gibi atıkların kokusu. Ter buraya dahil edilebilir.
3. Çürüme sonucu olan kokular. Nekrotik dokuların kokuları da buraya dahil edilebilir.
4. Yanma sonucu olan kokular.
Kalıcı ve kötü ağız kokusu çürüme sonucu olan guruba sokulabilir. Burada da bir çürüme ve ortaya gaz çıkması söz konusu. Yiyecekler ve onların vücut sıvıları ile etkileşimi sonucu ortaya çıkan gazlar.

14 Kasım 2014 Cuma

BENİM ARKADAŞLARIM


İki arkadaşıma epey aradan sonra mesaj gönderdim. Şimdi artık mesaj deyince hizmetimize sunulmuş vatzap var ya. Fotoğraf da ekledim. Onların belki haberleri bile yok böyle bir fotoğraftan. Bir selam yani aslında. Cevap  vermediler. Şimdi bu vatzap denen sistemde  muhatabın mesajını okuyunca haber alıyorsun okundu diye. Tamam işiniz çok, yoğunsunuz, biz burada zaten   akşama kadar ne yapsak diye dolaşıyoruz. O kahve senin bu kahve benim. Bir de vatzapı üretenler, yazmak konusunda tembellik gösterenlere hazır figürler icat etmişler. Mesela gülümseyen adam figürü var. Ona  bastın mı o gidiyor cevap olarak. Benim rahmetli babam bu sistemi kullanmadan öldü. Biz kullanacağız da ne olacak. Olmasa da olur ama var işte. Yok benim arkadaşlarımın ikisi de cevap vermedi ben de onlara şu satırları gönderdim: "bu fotoğraf size vahiy meleği tarafından gönderilmedi. onu ben çektim yıllardır sakladım şimdi de gönderdim." diye. Anında cevap geldi. Yalnızlık çekenler kan akıtın. Yaşasın kötülük yani. Şemsettin'in kulakları çınlasın böyle derdi. Yaşasın kötülük. Diğer yandan delikanlı diyor ki: "benim iki amcam var, ikisi de Almanya'da yaşıyor, iki haftalığına Türkiye'ye gelirler, Esenyurt'ta ne kadar Kars'lı  varsa onları ziyaret ederler." İsmet Özel gençliğinde Amerikalı şair Wallace Stevens' a özenirmiş. O ise ölüm güzelliklerin annesidir, para da  bir tür şiirdir, demiş. Ben bu haftaki talebelerin sınavında önce puanlarını verdim sonra sorularını sordum.

11 Kasım 2014 Salı

CİGULİ VE AŞK


Beşiktaş’taki kitapçıda olmadıktan sonra,  başka hiçbir yerde  bulunmak ihtimalinin olmayacağını rahatlıkla söyleyebileceğimiz için daha fazla aramadım.
Neydi o?

Ciguli’nin CD’si. Aramızda şöyle bir konuşma geçti, kitapçıdaki genç ile:

-“Ciguli’nin siidisi var mı?”

-“Ciguli‘nin siidisi olmaz ki abi?”

İşte böyle. Çocuk bana böyle dedi.

Ciguli hiç Artvin’e ve bizim köye gitti mi bilmiyorum. Tulum çalmayı denedi mi  onu da bilmiyorum. Ama akordeon denen müzik aletini dünyada en güzel çalan sanatçılardan biri olarak öldü. Ciguli akordeonu bir aşk ile çalmıştı. Bu dünyadan ayrılması Bulgaristan sınırlarında oldu. Çünkü 1957 yılında Bulgaristan Hasköy’de dünyaya gelmişti. 
***
Doç. Dr. Ahmet Arı'nın GALİB DEDENİN AŞK ATEŞİ  adlı kitabına yeniden baktım. Hem dil olarak hem de araştırma olarak çok güzel hazırlanmış olan kitapta aşka dair öğrenebileceğimiz çok şey var. Mesela pilatonik aşk denen durum eski zamanların alim kişilerinden PLATON'un tarifinden kaynaklanıyormuş. PLATON güzellikten kaynaklanan çekiciliği aşk olarak tarif etmiş ve gerçek güzelliğin ise düşünce kaynaklı olabileceğini söylemiş. Kuranı Kerimde aşk kelimesi hiç geçmiyormuş ve bu da oldukça dikkate değer. Kitapta Şeyh Galib  ve dolayısı ile Divan Edebiyatında aşk ele alınırken günümüze dek uzanan önemli yorumlara da yer verilmiş, hep satır aralarında. Son sözü söylemek ve bir şey öğrenmek yine de çok zor. "Yeter aşk-ı Hudadan  bir içim su/Bütün derya içilmez hem geçilmez."

10 Kasım 2014 Pazartesi

CARİ AÇIK SÜRERSE BENİ DUBAİ'DE GÖMÜN


Efendim efendim
kar yağdı
soğuk oldu
sıcacık evlerimizde televizyon seyretmelerimiz arttı
meğer megakent miymiş istanbul
istanbulun avcılar semti mi varmış
erzurum'un ispir ilçesi'nde bacalar tüter miymiş
rize'de sobalı evde yaşayan
cemal
sadece yan odaya geçse donacak gibi oluyor muymuş
şimdi
fakirlik zenginlik
edebiyatı denemeleri yapmayalım da
bu
buzul çağı başlıyor diyerek
konuşan
purofesörleri konuşalım istedim
diyor ki biri
ellibin yıl sonra  havalar biraz değişir
ellibin yılı boşver
345 yıl sonrasını konuşalım
en azından ben yokum
seni bilmem
bilmem seni kim ve niçin purofesör yapmış
bilmem senin uğraştığın bu şeyin adı niye bilim oluyor
neresinde bunun bilim
sadece temiz bir 3000 sene öncesine dair herhangi
birşey söyleyebilecek durumda değilsek de hep beraber
sen helal olsun
ne diyeyim
ellibin yıl sonrasına bir göndermede bulundun
bak benim  de şöyle diyesim var
45 bin yıl sonra şişli etfal  pilastik cerrahi kıliniğinde
sabah vizitlerini
altıkırkbeşde yaparlar
sabahları over
ikindilerde uterus nakli yapılır
cumaları beşinci ayak parmağı nakli
salıları marlinmonro burnu siparişleri alınır
45 bin yıl sonra diyorum
bak göreceksin
insandan insana
sevgi nakli bile yapar bunlar
paraları peşin ödenmiştir
yine ispir diyeceğim kusura bakmayın
ama bir kere gitmeniz gerek ispire doğru
erzurumdan
sol tarafa bir güzel bakmalısınız
orda fatmaların ev var
50 bin yıl sonra orada gökdelenler olacak
cari açık, açık kalsa da
dubaide mezarım olmayacak

7 Kasım 2014 Cuma

TARÇINLI ORALET




Bir diş fırçası reklamı var
orılbi diye söylüyorlar
Oralbe diye yazıyorlar
hakaret eder gibi
yüzümüze karşı
oralı orıl diye okuyacaksak
çek bir orılet bana
tarçın olsun
niye  böyle  olduk abicim
niye böyle yapıyorsunuz abicim
avemelerde vakit geçirenlerle
yeni bir istiklal harbi kazanmak ihtimalimiz
harbi harbi yok
abicim
yok ve madem öyle herkes
amerikalı yaratılsaymış
bilememiş mi allah herkesi amerikalı yapmayı
fıransızlarermenilerkürtler
neymiş meğer bu türkler
amerikalı halılar
istanbulda yalılar
tamam tamam hepsi sizin olsun
en çok gülen de siz olun
her şeyin en çoğu sizin olsun
şehrinizden alacak bir ev bile gözümde yok
rica ederim lütfen cüzdanını cebine sok
ben öderim
her şeyi ödemeye hazırım
orılbi
darılbi
sarılbi
sarıl da gör bakalım nasılmış göz dibi
göz dibinin ne olduğunu nereden bileceksin
tıpta mı okudun
wakodan giyiyorum desem
yalnış yazmış diyeceksin
tokyoya gitmeden
wakoyu nereden bileceksin
antakyadan gelmiş olduğum için
bana üzüleceksin
evet manzaran güzel ama
bak ben de güzel sorular soruyorum
içimden taşıyor
tutamıyorum
güzel oluşu taşmasındandır
taşmayan güzel olmaz
taşmak için beklemen gerek
ama taşmak için beklenmez
taşması
yemeğin
arzu edilen bir şey değilse de
ben öldüğümde
ölen neymiş ancak anlarsın

6 Kasım 2014 Perşembe

SAĞLIKLI İNSANLARIN ACIMASIZ DÜNYASI MI

Adamın babasından kalan tarlaya
devlet sekizyüzbinlira istimlak parası veriyor
diye bir derdi var
az buluyor sekizyüzbinlirayı

öbürü
anne ve babasından kalan
bütün evleri sattıktan sonra  İstanbul'da
şimdi
filmi geriye sarmak istiyor, bilmeden
bir daireleri olsun istiyor İstanbul'da
önünde ne kadar bir vakit kaldığını bilmeden

bir hasta kadın
selam vermekten kaçırıyor yüzünü
borç istediği adam kendine istediği kadar para vermedi diye

doları yükseltip
altını düşürüyor
asgari ücretle çalışıp
burnunun ucunu kaldırmak isteyen adam

bir çocuk
askere gidemeden ölüyor
askerde ölüyor bir çocuk
ağlamaya çalışıyor yaşlı teyzeleri
çalışmadan ağlayabilen birileri  de varken uzakta

iki kere geğirecek kadar
çok yedikten sonra
çok şükür allahım diyor
hayatın çemberinden geçtiğini  düşünen adam
soruyor
tatlılardan ne var

tel kadayıf
baklava
süt helvası

ne hastalıklar var yarabbi
çok şükür diyen adamın okuduğu romancı
doğuştan hayatı kaymış diyor
onlardan için

doğuştan hayatı kaymamış olanlar
kaymak için kar arıyorlar
baklavasına kaymak arıyor adam

akşam oluyor
gece odanın kokusu değişiyor
uyanma şansı olanlara
pencereyi açmak kalıyor
sabah

adam işe gidiyor
akşam dönmüyor.

4 Kasım 2014 Salı

EDREMİT VE KAAN ABİ KIRTASİYE, ORHANGAZİ VE KÖFTECİ ORHAN

 

Aydınlık Kitap’ta Haldun Çubukçu haftalık yazısını şöyle bitirmiş: “Yolunuz Edremit’e düşerse, Kaan Abi Kırtasiye’ye uğramadan gitmeyin.”

 

Ben de yolunuz Orhangazi’ye düşerse Köfteci Orhan’a uğramadan yola devam etmeyin, derim. İşkembe çorbası, köfte ve duvalı tatlı.

 

Ekşi Sözlük’te  İsmet Özel hakkında yazı yazanlar şunları dile getirmişler:

 

“Sevgili Can Yücel’i bu akıbetten koruyan cenabı hakka bin şükür.”

 

Benzer tarzda bir şükürlük durumu Sezai Karakoç için Yüce Diriliş Partisi’nin yeni yıl mesajını verdiği video kaydında  hissetmemek mümkün değil.

 

Bir insan iyi şair olunca aynı zamanda iyi de siyasetçi olmalı mı?

 

Bir insan iyi gazeteci olunca aynı zamanda iyi de bir şarkıcı olmalı mı?

 

Bir insan iyi bir türkücü  olunca aynı zamanda iyi de bir milletvekili olmalı mı?

 

Halam, eşine ki o da dayım oluyor, demiş ki “koltukları değişelim, çok eskidiler.” Dayım da halama demiş ki “bizim  artık dünyayı değiştirmek vaktimiz geldi, koltukları değişip de ne yapacağız.”

 

Bir toplantıda, bir ilçe belediye başkan yardımcısının, Bursa’nın sevdiğim 2-3 katlı evleri çok olan  bir mahallesine atfen, “buraları yıktırıp en az 10 katlı binalar yaptırmazsak, ne belediye para kazanır, ne müteahhitler,  ne de arsa sahipleri”  dediğine üzülerek şahit oldum.

 

Cenazeler oldu. Kimi beklenen kimi beklenmeyen ölümleri uğurlarken. Düğünler yapıldı.

 

Yağmur yağdı. Güneş açtı. Kışa doğru gidiyoruz. Sonbahar bitiyor.