14 Nisan 2014 Pazartesi

BEŞ PARMAĞIN BEŞİ NİYE BİR DEĞİL

Bir,  kelimesinin anlamlarından bir tanesi de birlik, benzerlik,  aynı olmak.
Elimizde beş parmağımız var ve hepsi de bir diğerinden farklı. Birbirleri ile bir değil yani.
Biri birine benzemiyor.
Bir parmak diğer parmağa benzemiyor.
Bu duruma halk arasında beş parmağın beşi bir değil denirken, aynı anne babadan dünyaya gelen çocuklar arasındaki farklılıkların normal sayılması gerektiği anlatılmaya çalışılıyor.
Acaba beş parmak aynı boyda olsaydı bunun ne gibi sakıncaları olurdu?
Bir boyda olmamanın yararları neler olmuştur?

10 Nisan 2014 Perşembe

NE YAPSINDI KADIN

Bergama'da geziyorum. Sabah.
Şehrin duvarlarında bir yerde, ünlü bir sanatçının bir meşrubat reklamında dev bir posteri var.
Ölüm var diye, dünya fani diye ne yapsındı kadın.
Elinde olanı, şimdi tadıyor ve sunuyor.
Gösteriyor.
Evet dünya fani, ona bir dediği yok ama,
şimdi şu anda top elinde. Oynuyor onunla.
Topacı çeviriyor.
Oynayacaksın.
Topacı çevireceksin.
Madem elinde.

8 Nisan 2014 Salı

KİTAP DOLAYISIYLA YAPILAN RÖPORTAJ



 

DERGİ:

Kitabın  kapağı  ve arka kapak sayfasında yazılı olan metin gerçekten ilgi çekici olmuş. Genel  anlamda, yıllar sonra 2. baskı yapmış olmakla ilgili neler hissettiğinizi sormak isteriz. 

Mehmet Oğuz Yenidünya:

Kitap kapakları, insanların bir kitaba yönelmesinde  etkili olduğu gibi, sıklıkla kitabı eline alan insanlar bir de arkasına bakıyorlar galiba.  Kapak bir davetiye gibi.  Hastalar İnsandır adlı kitap ciddiye alınması gerekli bir kitap değil. Bazı cümlelerin hatırına okunabilir. Kitabın kapağını  Yasin Çetin hazırladı, onun eline sağlık.   

DERGİ:

Bu baskıda, ilk baskıdan farklı olarak kapak değişikliği dışında bir  de dipnotlar eklenmiş.

Mehmet Oğuz Yenidünya:

Bazı yazıların altlarına dipnotlar eklemeden edemedim.  Bu notlar sayesinde en azından okuyucu kitabın yazarının,   yazılanlar hakkında aradan geçen bunca zamanla beraber ne düşündüğünü algılayabilir.

DERGİ:

Siyaset, ideoloji, din gibi konulara da atıflar var. Bunlar kitabın  ve okuyucunun  keyfini  kaçırabilir. 

Mehmet Oğuz Yenidünya:

Keyfi yerinde olan doktorlar zaten böyle metinler yazmıyorlar ki. Yazarın keyfi kaçık, okuyucunun da biraz kaçsın.  Benim siyasi, ideolojik bir duruşum olmadı. Ama insanların sıklıkla kategorize edildiği bir ülkede yaşıyoruz.

DERGİ:

Kimler okusun isterdiniz?

Mehmet Oğuz Yenidünya:

Hasta olarak, polikılinikte,  ameliyathane kapısında bekleyen doktor ve hemşireler okusun isterim.

DERGİ:

Dipnotlardan birinde şu ifadeniz var: “Yakını ölmemeliydi,  ama Azrail ve Tanrı’yı bulamıyor, beyaz önlüklü birini onların temsilcisi gibi görüp hesap soruyor. Beyaz önlüklülere biçilen tanrısal rolün deşifre edilmesi bu.” Bunu  doktor ve hemşirelere yönelik şiddet içeren tepkiler dolayısıyla yazmışsınız.  Fakat sizin bile  canınızı sıkan bazı insanlara yönelik  şiddet içeren ifadeleriniz var. Bunu nasıl açıklamak mümkün?

Mehmet Oğuz Yenidünya:

Bu iki şekilde  açıklanabilir: 1.tutarsızlıkla, 2. duygusal ve üzerinde çok düşünülmüş, hesaplar yapılmış metinler olmamasıyla.  Kimi zaman insanlar çok düşünerek,  az düşünmüş insanlardan farklı bir sonuca ulaşamayabilirler.


DERGİ:

Kitapta, Levent Kırca, İsmet Özel, Nihat Genç, Yücel Tangün, Ebubekir Eroğlu, Gökhan Özcan, Zülfü Livaneli gibi ünlü isimler dışında bizler için tanıdık olmayan başka insanların da isimleri geçiyor. Bu isimler dolayısıyla gözettiğiniz bir şey oldu mu?

Mehmet Oğuz Yenidünya:

Yok hayır. Yanı şu isim kalsın, bu isim çıksın. Öyle bir çabam olmadı. İsimler kendiliğinden düştüler metinlere.

DERGİ:

Bugün bile oradakilere benzer günlük hayatınız olabiliyor ve o konulara,  benzer tarzda yaklaşan yazılar yazabiliyor musunuz, yoksa öncelikleriniz ve duyarlı olduğunuz noktalar değişime uğradı mı?

Mehmet Oğuz Yenidünya:

Duyarlı olduğum konular ve önceliklerim değişmedi ancak, yaşım ve konumum gereği karşılaştığım olayların değiştiği oldu. O yıllarda dolmuşa bindiğimizde  şoför “ağabi çökün polis var” diyordu, şimdi hem dolmuşa binmelerim azaldı hem de şoförler “amca çökün polis var” demeye başladılar.

DERGİ:

Sağlık hizmetlerinin özelleşmesine karşı mısınız?

Mehmet Oğuz Yenidünya:

Hiçbir şeye karşı değilim. Bir şeye nasıl karşı olunabilir onu da bilmiyorum.

DERGİ:

Hastalarınızı çok sevdiğiniz söylenebilir mi?

Mehmet Oğuz Yenidünya:

Ben aslında bencil olmaya çalıştım. “Ben hasta olsam bana şöyle davranılsaydı memnun olurdum”, diye düşünerek insanlara davranmaya çabaladım. Başarısız olduğum çok olmuştur.

DERGİ:

Hastalarınızla uzun yıllara varan bir ilişkiniz oluyor mu?

Mehmet Oğuz Yenidünya:

Bazen olabilse de bunu her zaman beklemiyorum. Diyelim çok sevdiğin bir bakkal arkadaşın var;  ama dükkanı sana uzak; gün içinde acil çay, şeker, tuz lazım olunca en yakındaki bakkala gidersin. Bunda kırılacak bir şey yok. Hepimiz işimize geldiği gibi davranırız.

DERGİ:

“Canım” kelimesini gerçekten hiç mi sevmiyorsunuz?

Mehmet Oğuz Yenidünya:

Hayır, sevdiğim yerler de var. Mesela “canım çay çekti”, derken, “bugün canım hiçbir şey yapmak istemiyor”  derken geçen canım kelimesi ile bir sıkıntım yok. Benim sevmediğim “canım” kelimesi karşındaki insanı ezmene yardım etmekte olan. Bu sadece doktorlara değil, kimseye yakışmaz.


DERGİ:

Doktor ve hemşirelere daha çok ücretler ödenerek, bazı sorunlar çözülebilir mi?

Mehmet Oğuz Yenidünya:

Sadece doktor ve hemşirelere değil, her çalışana daha çok ücret ödenebilir. Suudi Arabistan isimli devlet, dünyada en çok silah satın alan devletmiş. Ben doğrusu Suudi Arabistan’ın yakın zamanda kimseyle savaştığını bilmiyorum, Suudi Arabistanlıların çok savaşçı olduklarına dair de bir şey okumadım. Bazı ülkeler dünyada savaşlar çıkarıyorlar ve aynı ülkeler silah satmayı da biliyorlar. Bugün bir savaş uçağına verilen paranın hesabını yapmıyoruz. Ama o uçak havalandıktan yarım saat sonra düşebiliyor. Sonra da hemşireye vereceğin 100 lira zammı kurullarında masaya yatırıyorsun.  Ardından,  bir onkolog  muayenehanesinde ellerini oğuşturuyor, biri kanser olsa da hemogıramına baksam diye. 

DERGİ:

Peki  muayenehanelere karşı mısınız?

Mehmet Oğuz Yenidünya:

Dedim ya hiçbir şeye karşı değilim. Muayenehane sahibi doktorlar abdestli olup olmadıklarını en iyi kendileri bilirler.

DERGİ:

Abdestli olmak derken?

Mehmet Oğuz Yenidünya:

Temiz olmak yani, ellerini yıkadın mı, yıkamadın mı sen bilirisin. Temiz misin, kirli misin sen bilirsin. Biz nereden bileceğiz.

DERGİ:

Hastalar İnsandır ifadesine karşılık, doktorlar da insandır, dendiğine şahit oldunuz mu hiç?


Mehmet Oğuz Yenidünya:

Çok.

DERGİ:

Peki doktorlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Mehmet Oğuz Yenidünya:

O kadar çok değişik doktor var ki! Hastanelerin acil servislerinde günde 200 hasta ile teması olan  yeni mezun, tecrübesiz, bildiklerinin nerede nasıl işine yarayacağını bilmeyen ama tertemiz bir kalp taşıyan doktorlar var.  Yeni uzman olmuş ve gittiği küçük hastanede öğrendiklerini tek başına yapmak zorunda  kalan ve yapamayacağını anlayan çalışkan  uzman doktorlar var. Keyfi hep yerinde olan doktorlar da var. Hangi doktoru konuştuğumuza bağlı.

DERGİ:

Bir de asistanlara dair soru sormak istiyorum. Artık asistan değilsiniz ama Hastalar İnsandır kitabı asistanlık günlerinizin yazılarını içeriyor.

Mehmet Oğuz Yenidünya:

Geçen gün Ankara Ticaret Odası’nın kitap haline getirtip dağıttığı “Unutulan Manşetler” isimli arşiv kitabına bakıyordum. İsmet İnönü’nün bir sözünü  bir gün  Akşam gazetesine   haber yapmışlar: “Asistanların  durumu acele düzeltilmeli” diye.   Aradan 40 yıl geçmiş siz bana bu konuda soru sorduğunuza göre demek ki  düzelmemiş. Üniversite hastanelerine yada eğitim ve araştırma hastanelerine memleketin ihtiyacı var diye, uzman yetiştirmemiz lazım diye  asistan alınmıyor. Oralardaki  işlerin  yürümesi  için  asistanlara  ihtiyaç var. Asistan  adını verdiğimiz insanlar tıp dünyasının gerçek yüzünü, öğrencilerden biraz fazla bilirler, çok fazla değil. Tam olarak öğrenmeye başladıklarında da zaten uzmanlık diplomalarını alır ve asistanlıktan çıkarlar. Katlandıkları bir sürü şeye de diplomanın hatırına katlanırlar.

DERGİ:

Japonya’da  araştırmacı olarak bulunmuşsunuz. Japonya’daki sağlık hizmetlerinin sunuluş biçimi ile bizdekini kıyasladığınızda neler söyleyebilirsiniz.

Mehmet Oğuz Yenidünya:

Japonca yayınlanmış şöyle kitaplar var: “içinde yalan olmayan tedavi”. Bu  en azından şu anlama gelir: demek ki içinde yalan olan bir tedavi  de var. Ama Japonya, Türkiye ile kıyaslanabilecek bir ülke değil.

DERGİ:

Çok teşekkür ederiz.

Mehmet Oğuz Yenidünya:

Ben de teşekkür ederim.

1 Nisan 2014 Salı

ONSEKİZ YIL SONRA


Bu kitap ilk kez basıldığında yeni doğan çocuklar, bu yıl lise son sınıfa geçtiler. Doktorlar, hemşireler ve sağlık çalışanlarının dünyasında  ve tüm dünyada bazı değişiklikler oldu. En azından erkek hemşireler var hayatımızda, performans puanı topluyor doktorlar. Özel hastanelerin sayısı  öngöremediğimiz kadar arttı. Küresel ısınmaya rağmen, ısınmayan bazı evlerde çayın kaynar suyu yine bazı çocukların üstüne döküldü. Bazı doktorlar doçent, profesör oldular. Bazı doktorlar, hemşireler öldüler. Bazıları öldürüldüler.  İşe yeni başlayanlar oldu, emekli olanlar oldu. Taraf olanlar oldu bazı tartışmalarda. Peki ya hastalar?  Onlardan da iyileşenler oldu, ölenler oldu, hastalıkları devam edenler oldu. Doktoruna köy yumurtası, çikolata, çiçek, gömlek, kıravat  götürdü bazıları. Bazıları çokça dua etti.    Yukarıda  anamadığım  başka şeyleri de  kapsamak koşulu ile, ne oldu ne oluyor ve ne olacaksa hasta olmakla başlayan, değişmedi. Doktor olmak zor diyorsun  ya,   hasta olmak kolay mı?  Ben hasta olmayı seçmedim, sen nasıl doktor olmayı seçmiş olabiliyorsun?

15 Eylül 2011 Perşembe

TENDON KESİSİ


Bir çok insan tendon kelimesini duymadan ömrünü tamamlar. Bazı insanlar tendon kelimesini  ilk  kez duyduklarında çoktan  bir hastanenin kapısında  doktor bekliyor  olurlar. Olanlar olmuştur. Her zaman istediğimiz gibi eğip büktüğümüz bir parmağımız artık bizim isteğimizle hareket etmemektedir. Tendon dediğimiz doku bir kasdan başlayıp bir kemikte sonlanan bağ dokusu yoğunlaşmasıdır. Eğer kurban eti yediyseniz, veya bir kurban kesimine şahit
olduysanız etlerin beyaz olan ve kolay ısırılamayan, kolay kesilemeyen  kısmı tendondur. Tendonlarımız eklemlerimize  komşu olan yerlerde kemiğe yapışırlar ve eklemlerimiz boyunca hareket oluşmasına  katkı sağlayan son   dokulardır. Bir insanın bir eklemine hareket verdirebilmesi için nelere ihtiyaç vardır? Sağlam bir beyin. Sağlam sinirler. Sağlam kaslar. Sağlam eklemler. Sağlam tendonlar. Bunlardan biri bile  devre dışı kalınca eklem boyunca hareket olmaz. Tendonlar,  kıymeti kaybedildikten sonra anlaşılabilecek dokulara ait liste yapsak liste başı olabilirler. Tendon yaralanmaları tek başına da olabilir başka doku yaralanmaları ile beraber de olabilir. Başka doku yaralanmaları ile beraber olunca durumu kabullenmek biraz daha kolaydır. Ancak tek başına bir tendon yaralanması olunca insan başına gelene şaşırabilir. Tendonlarımız en çok el parmakları düzeyinde yaralanırlar çünkü derimizin hemen altında seyrettiklerinden deriyi delip geçen  yarım santimden az bir derinliğe sahip bir kesici alet yaralanması bile tendonu tamamen kesintiye uğratabilir. Tendonlar dışarıdan bir kesi olmaksızın kendiliğinden bile kopabilirler ve bunun çoğu kere sebebi tendona aşırı yük yüklemektir. Pazardan dönerken pilastik çantaların her birini bir parmağına geçirip tek defada bir sürü eşya taşımaya çalışanımız çoktur ve bunların hiçbirinin aklına tendon kopması gelmez. Tendon onarım ameliyatları doktorlara çok kolay ameliyatlarmış gibi gelebilse de hiç de öyle değildir. Tendonu dikmek kolaydır ama tendonu iyileştirmek çok zordur. Bu belki de tüm dokular için geçerlidir. Tendon onarmak acil bir ameliyat gerektirmez. Acil demek yapılmadığı zaman kişinin hayatını tehdit ediyor demektir. Oysa tendon kesisi ile kişi ölmez. Ama ilk fırsatta yapılmalıdır ve bu genellikle yaralanmadan sonraki ilk hafta içini ifade eder. Gecikmiş onarımlar da yapılabilir.