Kayıtlar

MEMLEKETİMİZİN VAZGEÇİLMEZ BAŞKAN VEKİLLERİ

Resim
Vekil diye, bir konum veya bir makamda bulunan bir insanın vazife yerine gelememesi halinde onun işlerini yapmaya kısmen de olsa yetkili kimseye diyoruz.
Böylece başkan vekillikleri var memleketimizde,  herhangi bir kurum veya kuruluşta olabilirler.
Yetmeyip birden fazla yerde kendisine başkan vekillikleri verilen insanlar var.
Yetmeyip çeşitli yönetim kurullarında üyelik görevi alan insanlar var.
Yani aynı kişi, hem bir kaç yerde başkan vekili hem de yönetim kurulu üyesi.
Dünyanın parasını bunlara devletimiz maaşlar olarak ödüyor.
Alanlar da alıyorlar.
Açık göz, akıllı onlar.
Sonra sıra doktorlara hemşirelere öğretmenlere geldi mi  bizi yönetenler aylık 100 lira zammı falan konuşuyorlar.
Bu memlekette hiç bir iş yapmadığı halde yüklüce maaş alan insanların dökümü  çıkarılmalı.
Sonra da inşaatlarda, kömür ocaklarında, ameliyathanelerde, sınırda düşmana karşı ter döken insanlara bir daha başka bir gözle  bakmalı.
Kim   kimden nasıl bir kalp ile helalleşme dileyebilecek ki?


MAKİNELERİN DEDİKODUSUNU YAPMALI

Resim
insanlara dair konuşmak anlamsız
Makinelere dair konuşmalı
Onları çekiştirmeli
Onların dedikodusunu yapmalı
Onları
Başka türlü çalışmaya ikna etmeye çalışmalı
Onları satın almalı
Onları satmalı
Onları kırmalı
Onları bozmalı
İnsanları değil

TOKYO ÜNİVERSİTESİ ARTI NATURE DERGİSİ EŞİTTİR SURİYE VE IRAKTA YOK EDİLEN HAYATLAR

Resim
Dün gece takip ettiğim Japonca haber servisi NHK internet sayfasında bir video yayınlandı. Tokyo Üniversitesi'nden bir purofesör, ismi de doğal olarak Vatanabe, çünkü Japonya'da kafanı ne yana çevirsen bir Vatanabe isminde insan  görebilirsin, yapmadığı ve fakat doğru olduğuna inandığı bir düşünce doğrultusunda uyduruk rakamlar, veriler ve gırafiklerle dünyanın göz bebeği bilim dergisi Nature'de 5 tane makale yayınlamış da yıllar sonra özür diliyor ki efendim uyduruk data kullanmışlar diye.

Herhalde o çok övülen Japon özürü bu olmasa gerek.
Üniversitelilerin taşıdıkları gurur hangi boyutta olursa olsun,  üniversiteleri dolduran insanlar dünyanın her yerinde öldürülen  insanlara, yok edilen hayatlara silah taşıyan mekanizmadan besleniyorlar. dolayısıyla bu kadar yalan çok normal.


KÖTÜ BİR HAYATIM OLMADI

Resim
Şiir için söylenen bir söz var. Bir yazı şiir olmuşsa güzel olmuştur; yani ya şiirdir ve güzeldir, yada şiir değildir ve güzelliği de söz konusu değildir, gibi bir söz.
Acaba aynı şey insanların hayatı için söylenebilir mi?
Yani hayata gelmişsen mutlaka iyi bir hayatın olmuştur. Çünkü hiç hayata gelmeyebilirdin. Geldin ve yaşadıkların ne olursa olsun güzeldir, diyebilir miyiz?
Başından çok tuhaf şeyler geçen, çok üzücü şeyler geçen bir insan için  bu soruya bu cevabı vermek kolaylıkla mümkün olmayabilir.
Kimi insanlar daha çevrelerinde olan bitenin bile farkına varamayacak kadar genç bir yaşta,  küçük bir yaşta ölüyorlar. Kimi insanlara da her şeye şahit olmak şansı veriliyor, hatta o kadar yaşlanıyorlar ki yeniden çocuk gibi oluyorlar.
Kendi hayatımızı başkalarının hayatıyla kıyaslamak yerine, kendi içinde değerlendirmek daha güzel olabilir

GÖLGEMİZ OLSAYDI

Resim
Hiç bir makamı ele geçirmek zorunda değiliz
Sevelim
Sevindirelim
Gölgemiz olsun.

ÜZERİNE AYAK BASTIĞIMIZ YEŞİLLİKLERİN MİKTARINI AZALTIP DUVARLARDAKİ YEŞİLLERİN MİKTARINI ARTIRINCA DAHA GÜZEL BİR DÜNYADA YAŞAMIŞ OLMAYIZ

Resim
Yaşadığımız şehirlerde, ilçelerde ve köylerde, mahallelerde beton duvarların miktarı çok arttı.
Artmaya devam ediyor.
Üzerine bastığımız yerlerin yeşillik miktarı azalırken bir taraftan da görmeye alışık olmadığımız bir şey  dikkatimizi çekmeye başlıyor.
Duvarlar ve yol kenarları çiçeklerle süsleniyor.
Mesela kocaman, geniş ve yüksek bir bina yapan bir inşaat   firması teras gibi yerlere yapma çiçek ve ağaçlar yerleştiriyor.
Yaşadığımız kent, mahalle ve yeşillikler gerçekten  müteahhitlerin olsaydı oralara o betonları yapmazlardı diye düşünüyorum. İnsan kendine ait bir güzel alanı bu kadar kötü ve çirkin olsun istemez ki. Ancak senin olmayan, seninle ilgisi olmayan bir yer hakkında bu kadar  hoyrat davranabilirsin. Çok büyük  kentler ve toplumlarda olabileceklere karışmak zor olabilir. Belki de zor değildir nihayet devlet ve kanunlar bu amaçla var. Ancak ben sizlerle köyümüzde yaşanan bir  betonlaşmayı konuşmak istiyorum.
Aşağıdaki fotoğraf bizim, kışları kimsenin yaşamadığı yazları…

SİZE ÜMİTLİ OLMALIYIZ DEMELİYİM

Üniversite hastanemiz bünyesinde çeşitli kantinler var.
Buralardan insanlar günlük ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Çokça satılan ürünler günlük yiyecek ve içecekler.
Çoğu kere dopdoludur ve sürekli kasa önünde kuyruk vardır. Fakat daima birileri kuyruk dışında kasaya yaklaşıp, kuyruğa girmeden bir şey alır ve gider. Sıranızı çalar yani. Siz sırada beklersiniz. Ona sorsanız işi vardır. Sanki benim yok mu?
Ona sorsanız hastanede çalışıyordur veya öğrencidir, ben de hocası mıyım?
Kuyruklarda kaynakçılarla kavga ederek toplumumuzun düzelmeyeceğini ben öğrendim.
Size ümitli olmalıyız demeliyim.
Ama nasıl?

İKİ SEKSEN

Anlamını bilmediğim bir deyim var. İki seksen uzanmak, derler. Bir ikindi vakti yeni kurmakta olduğumuz hastaneden dışarı çıkarken, otopark olarak inşa edilmiş yerin hemen girişinde, boyu benden uzun olan, işini bilen adam kendini yere attı ve kalkarken bana şöyle dedi: “Oğuz abi öl de öleyim!”

Ben, benim için ölmesini istemedim. Bir daha görüşmek bile istemedim.
Adı geçen hastaneden ayrıldıktan altı ay sonra beni telefonla aradı başka bir konu için ve “size hakkımı helal etmiyorum” da dedi.
Benim telefondaki cevabım kısa oldu: “etme” diyebildim sadece. Telefonu kapattık.
Kendilerine arkalarından küfür ettiğini de duyduğum bürokratlar tarafından korunup kollandı ve yükseltildi.
Epey zaman geçti.
Bunları öğrenmek için yaşamaya değer miydi?
Bunları yazmak için mi yaşadıklarımı yaşamıştım?