23 Ekim 2014 Perşembe

BURSA KÖPRÜSÜ



Amcamın bana en çok benzeyen  oğlunu ziyaret ettim işyerinde. Başka konuklar da vardı dükkanda ve bana sordular: “nasıl Bursa’ya alışabildin mi” diye. Ben de “Tam alışamadım. Tuhaf bir şehir Bursa. Zengini de fakiri de rahat.” Dedim. Ertesi gece  İsmet Özel’den şunu okudum,  Bir Akşam Gezintisi Değil, Bir İstiklal Yürüyüşü adlı kitabında: “Bursa’nın düşüşü bir nezaket cümlesidir. Bursa kafir güçlerini karşılayan şehirdir. Onlara hoş geldin diyen şehirdir Bursa.” “Köprülerde ağaç bitmez”  demiş  İsmet Özel aynı zamanda. Köprünün köprü olmaktan bir menfaati olmaz, köprünün iki yakasıdır menfaati olan demeye getiriyor. Neden söylüyor bunları? Türkiye’yi  Asya ile Avrupa arasında bir köprü olarak algılayanlar için söylüyor. Güzel söz. Boğazda yapılan köprülerin sayısını tartışan bizlere de bir uyarı olsun.

İkindiydi ve babaydım. Çocuk arabasında gezdirdiğim bir oğlum vardı ve onun babasıydım. Baba olmak nedir, bilmeyecek bir durumda olduğum gibi, nasıl olup da eve ekmek parası getirebildiğime bugün bile hayranlıkla bakıyorum. Böylece sakın ola ki sen de gelip bana sorma, “niye kanser oldun” diye. Vücudunun neresinden bile çıktığını bilemediğin bir sudan, bir çocuk yaratmak nereden senin işin olacak! Nereden bileceksin seni bekleyen nedir yarınlarda, bana tuhaf sorular sorarken.

 

21 Ekim 2014 Salı

LİPOM AMELİYATI YAPAN CERRAHIN GÜNAHI NE

Vücudumuzda var olan dokulardan birinin adı  yağ dokusu. Tıp dilinde lipid olarak adlandırılan yağ kelimesi ile ilgili çok sayıda kelime üretilmiş. Mesela  liposit dediğimizde yağ hücrelerini anlıyoruz. Bunlardan meydana gelen iyi huylu büyümeler yani tümörlere lipom diyoruz. Kötü huylu büyümelere ise liposarkom diyoruz.
Lipomlar yani vücudumuzda ortaya çıkan iyi huylu, kanser özellikleri taşımayan tümörler çok değişik boyutlara ulaşabilir.  Bunlar böylece hem görüntü kusuru yaparlar hem de büyüdükçe etraftaki sinir ve damarlara baskı yapabilirler. Ağrı sebebi olurlar.
Meme altında yerleşirler ve eğer hasta erkekse kadın memesi gibi bir görünüme yol açarlar. Sinir etrafında yerleşirlerse o sinirin etki alanında belirti verirler.
Bunların çıkarılması her zaman o kadar da kolay olmayabilir. Kolay da olsa zor da olsa bu ciddi bir cerrahi müdahaleyi gerekli kılar.
Ama ameliyatı yapıp hastaya yardımcı olmuş olmanın keyfini sekreterden  gelen telefon kaçırır: "hocam bu hastanın tanısı kesin lipom mu? lipomsa segeka ödeme yapmıyor da".
..
Ülkemizi ve hayatı insanlara cehenneme çevirmek için çok gayret sahibiyiz.
Kimse sormuyor mu "niye ödemiyorsunuz?"
Burada patolojik tanının ne geleceğinin ne önemi var. O tümörün çıkarılmasının bir alın teri yok mu? Ben size her zaman malin mezenşimal tümör nereden bulacağım.
Çok çirkin bir durum.  Gerçekten. Diyorlar ki çalışkan doktorlara: "niye çalışıyorsun, salak mısın, sen de yan gel yat akıllı meslektaşların gibi, bırak kim çıkarıyorsa çıkarsın vatandaşın lipomunu, sana ne?"
Dilerim bunu ödemeyelim diye karar alan kurul üyelerinin vücutları 7 sülaleri boyunca liomlarla dolsun taşsın. Bakalım belki o vakit,  lipomu vücuttan güzel bir şekilde çıkarmanın neresinde kötülük varmış anlarlar.



20 Ekim 2014 Pazartesi

KISMET ve TORT SİSTEMİ

Kısmet diye bir kelimemiz var. İngilizce sözlüklere bile geçmiş kismet diye yazıyorlar. Küçükken yanmış ve sol kalça bölgesinde  yıllar sonra çok büyük yara açılmış bir hastam oldu. Güzel bir bayandı ama çok kötü kokan bir yarası vardı. Yedi yıldır böyleydi. Onunla değil aynı yatakta yatmak aynı odada durmak bile çok zordu.
Biz onu ameliyata aldığımızda  hemşire  ve anestezi teknisyeni arkadaşlarımdan 2 şişe deodorantı odaya sıkmak zorunda kaldık. Buna rağmen öğürdüğümüzü  hatırlıyorum. Fakat güzel bir ameliyatla ona yardımcı olduk. İyileşti. Hem kokudan,  hem yaradan,  hem akıntıdan,  hem de kalçasını bükerek  yürümek zorunda kalmaktan kurtuldu. Fakat tuhaf bir şey oldu: sapasağlam olarak onun yanı başında duran eşi vefat etti. Kısmet olmadı yeniden ve birlikte güzel günler yaşamak.
...
Bu olayın tersi olsaydı, yani ameliyat sırasında kadıncağız ölseydi, Amerikan hukuk sisteminden akıl alan Türkler bana dava açabilirdi, böylesine kötü bir yarayı bunca riskle ameliyata aldığım için. Kendisine bilirkişi olarak danışılan bir meslektaşım "Oğuz yapar böyle şeyleri" diye gevrek bir gülüşle olumsuz rapor  verebilirdi hakkımda, kahvesini yudumlarken.
Haydi şimdi hep beraber Tanrı hakkında dava açın ve bilirkişiniz olumsuz rapor yazsın.

16 Ekim 2014 Perşembe

SENİN PAYINA DÜŞEN NE

resimlere
kağıda ve kaleme kalmak
felç yada
kanser  olmak
kurşunlanmak
bıçaklanmak
yada kahvaltı yapmak kafelerde
yürü haydi dağlara
sislere ve dumana
belki kanaması durur yaranın
imzasını atana kadar
eski başhekim
yeni genel müdür


14 Ekim 2014 Salı

ŞEKER HASTALARI VE AYAK YARALARI


Diyabetes mellitusa eşlik eden ayak yaraları veya ayak yaralarına eşlik eden diyabetes mellitus durumları ile karşı karşıya olabiliriz. Burada farkı ortaya çıkaran,  hastalığın yaşıdır. Hastalığın yaşı arttıkça ilk tanımlamaya yaklaşırız. Diğer yandan, ayağında yara ile gelen her şeker hastasına “diyabetik ayak” tanısı koymak eğilimi yanlış bir adımdır. Örneğin, alt ekstremite venöz dönüş kusuru olan bir insanda ortaya çıkan varis ülserlerine,  diyabetik ayak tanısı konması tedaviyi çıkmaza sokar.  Bu örneği daha abartılı hale getirmek gayesi ile, ayağında yanık sıkarı zemininde gelişen yassı hücreli kanserle gelen bir insana, sırf diyabetik olduğu için diyabetik ayak tanısı konması saçma olacaktır. Bu nedenle diyabetik hastanın ayağındaki yaranın tanısının doğru konması en öncelikli konudur. Tanı konduktan sonra yara bakımında yapılacaklar şu şekilde özetlenebilir: nekrotik dokular bir an önce vücuttan uzaklaştırılmalı, kapalı  bölgelerde enfeksiyon bulguları varsa direne edilmeli, ayak yıkanmalı, antibakteriyel  katkılı yağlı topikal maddelerle  ayak bakımlı kılınmalıdır. Her türlü yara bakımı yeniliklerine rağmen, ölmüş dokuların vücuda tekrar kazandırılma ihtimali bulunmamaktadır. Gerekli olduğunda, amputasyonlardan kaçınmamalı, hiperbarik oksijen tedavisi gibi  tedavi yöntemleri ile oyalanmamalıdır. Hissetmeyen,  perfüze olmayan ve ölmüş  dokuların kendilerine sunulan daha fazla oksijenden ne kadar yararlanacakları bilinmeyen bir konudur.
Diyabetes mellitus hastalığına sahip insanların  ayaklarında ortaya çıkan yaralar  iki  farklı şekilde gelişebilmektedir. Bunlardan biri,  diyabetik ayak olarak da adlandırılan ve doğrudan hastalığın bir komplikasyonu olarak karşımıza çıkan ayak sorundur. Diğeri ise her ne kadar diyabetes mellitusa sahip bir hastada ortaya çıkmış olsa da başka bazı patolojiler sebebi ile görülen ve diyabet ile birlikte ortaya çıkmış olması bir rastlantıdan ibaret olan durumlardır. Bu tür olgulara diyabetik ayak demek doğru olmaz. Örneğin alt ekstremitede venöz dönüş yetmezliği ve varis ülseri de olan bir hastanın diyabetik olması nedeni ile ayağındaki yarasına   diyabetik ayak tanısı konması, hem tedaviyi geciktirecek hem de komplikasyonlara yol açabilecektir. İnsanların ve hastaların etiketlenmesi, bazı tanılar gölgesinde değerlendirilmesi bizi yanıltır.
Diyabetik hastaların ayaklarında 3 sebeple yara ortaya çıkabilmektedir:
1.        Nöropatiye bağlı olarak
2.        İskemi  nedeni ile
3.        Enfeksiyonlar dolayısı ile.
Bazen bunların birliktelikleri de söz konusu olabilir. Yaranın ortaya çıkma nedeni, yaranın ortaya çıkacağı yeri ve yaranın şeklini de belirler. Örneğin iskemiye bağlı bir yara distalden başlar. Enfeksiyona bağlı bir yara,  ayak tabanı, bacak, ayak yanları gibi hemen her yerden  başlayabilir;  ancak  distalden başlama ihtimali hemen neredeyse yoktur.  Nöropatiye bağlı olarak gelişen yaralar ise kemik çıkıntılar ve üzerine ağırlık binen yerlerden başlar. Nöropatiye bağlı yaralar kallus ile başlamak eğilimindedirler. İskemiye bağlı yaralar nekrozla kendini ortaya koyar. Enfeksiyon varlığında ise yarada akıntı vardır, etraftaki sağlam dokularda sıcaklık artışı vardır ve bazen cilt sağlam gözükse de cilt altında ciddi nekroz  var olabilir. Yanmamış bir ciltte, ikinci derece yanık hastalığında olduğu gibi   bül varlığı çok ciddiye alınması gereken bir derin doku enfeksiyonunun habercisi olabilir.
Özellikle nöropatik kökenli  diyabetik ayaklara eşlik edebilen kallusların tam kat rezeksiyonları  gerekli değildir. Bunlara her defasında tanjansiyel eksizyonlar yapılabilir. Unutulmamalıdır ki, kallus bir sonuçtur, bir sebep değildir. Kimi zaman nöropati olmaksızın alttaki kemik yapıların kendilerini bir çıkıntı olarak hissettirmeleri sonucunda da kallus ve yara oluşabilir. Bu takdirde minimal yumuşak doku rezeksiyonu ama esas olarak kemik çıkıntıların yok edilmesi ile hastalara yardımcı olunmalıdır.
Nöropatiye eşlik edebilen ve seyrek rastlanmayan bir durum da diyabetes mellituslu hastaların ayaklarını yakmalarıdır. Aslında temelde yatan patoloji iskemiye bağlı üşüme hissidir. Hasta eğer daha önceden bu konuda bir eğitim almamışsa, ayaklarını ısıtmak için sıcak cisimlere yaklaşır veya sıcak cisimlerle olan temasını uzatır. Mesela kaynama derecesine yakın sıcaklıkta bir su ile dolu leğene ayaklarını sokarak uzun bir  süre bekler. Buna da sebep olan altta yatan nöropatidir.  Diyabetes mellituslu hastaların sıcak cisimle ortaya çıkan yanıklarında debritmanı takiben deri gırefti nakilleri ilk adım tedavisi olarak gözükse de,  paratenonsuz tendon, periostsuz kemik durumlarında bu mümkün olmaz. Üzerine basılan yerlerde de bu sıkıntı yaratabilir ve filep tıransferleri gerekli olabilir.
Ayağına ağır bir cisim düşmüş ve yara açılmış bir diyabetik hastanın yarasına da hiperbarik oksijen tedavisi uygulamak saçmadır. Tıravmanın yarattığı harabiyete uygun debritmanlar yapıldıktan sonra bir an önce uygun örtücü dokular taşınmalıdır. Gıranülasyon dokularının kolayca gelişme ihtimali olmayan zeminlerde yara bakımı ile gıranülasyon dokusu oluşumunu  beklemek, beklenenin  aksine nekrozun genişlemesi ile son bulabilir ve amputasyon kaçınılmaz olabilir. Amputasyon gerekliliğinin aşikar olduğu olgularda, sosyal endikasyonlarla bu kararı geciktirmek doğru değildir. Sosyal endikasyonların en az işe yarayacağı hastalık tablolarının başında diyabetik ayak gelebilir.
Diyabetik hastalar arasında seyrek olmayarak alt ekstremite venöz dönüş sorunlarına rastlanmaktadır ve bu hastaların ayaklarında ortaya çıkan yaraların doğru adlandırılması da önemlidir. Venöz dönüş sorununa bağlı yaralar, ayak bileği çevresinde yerleşmek eğilimindedirler ve etraflarında mordan kahverengiye değişen renklenme meydana gelir. Bu hastaların tedavisinde alt ekstremite elevasyonuna çok önem verilmelidir. Elevasyon günde 24 saat ve haftada 7 gün olacak şekilde sıkı sıkıya tembih edilse bile hasta uyumu her zaman sağlanamayabilir. Bu gibi durumlarda insanlar, elevasyonu önemsemeden, farklı ve sihirli etkiye sahip bir yara merhemi aramaya devam ederler. Uzun süreli elevasyon, yıkama, antibakteriyel pomad bakımını takiben deri gırefti ile defektler örtülebilir.
Ayaklarında yarası olan bir çok hasta sigara içicisi olabilmektedir. Diyabetik hastalar arasında da sigara içenler olabilir ve hasta  sigarayı bırakması hususunda ikna edilmelidir.  Bazı hastalar  sigarayı  bırakmayacaktır. Buna da hazırlıklı olup yardımcı olmaya devam edilmelidir. Birkaç görüşmenin sonunda sigarayı bırakmadı diye hastalara  kırılgan davranılmamalıdır. 
Her türlü yara yıkanabilir ve bu özellikle cerrahi yaralar için daha da doğrudur. Fakat bir şekilde hastalar yıkanmazlar. Bunda en yakın çevrelerinde var olan  yakınlarının konuşmalarının tesiri büyüktür. Çünkü onlar bir kere yaraya su değmez demişlerdir ve siz hastanıza en kompleks girişimleri bile nice yorgunluklarla yapmış olsanız da onlar sizi dinlemezler, konu-komşuyu dinlerler. Ta ki bir sorun çıkıncaya dek bu böyle sürüp gider. 
 Yara bakımında kolaylık ve iyileşmede hızlanma yaptığı söylenen, yara bakımı ürünlerinin hemen hepsi para ile ilişkisi olan ürünlerdir. Yararları hususunda bir tartışmaya başlamadan hemen önce kabul etmemiz ve öngörmemiz gereken bir veridir bu. Hastaya ve yaraya faydalı olduktan sonra bir ürünün parasal bir karşılığının olması çok can sıkıcı değildir. Ancak sosyal güvenlik kapsamında ödemelerin yapılıp yapılmadığı hekim için önemlidir. Ödemeler hususunda sıkıntısı olmayan  zengin hastalarda kişisel ödemeler hususunda söyleyecek bir sözümüz olamaz. Onlarda her tür  malzeme kullanılabilir. Diğer yandan yara bakımındaki temel kavramlar değişikliğe uğramamıştır. Bunlar, yaranın anatomik ölü boşluk ve ölü doku bulundurmaması, temiz ve nemli tutulması ve hava almasından ibarettir. Yaradan kötü koku ve akıntı varlığı ciddiye alınmalıdır. Kirli pansuman bir an önce değiştirilmelidir. 

9 Ekim 2014 Perşembe

RÜYADA CEM KARACA GÖRMEK RÜYADA EMEL SAYIN GÖRMEK

Dün gecede rüyamda rahmetli  Cem Karaca'yı gördüm. O kadar yakındık ki birbirimize. Ayrıntılarını sonra anlatayım ama önce şu konuya açıklık getirelim: daha önce rüyamda Emel Sayın'ı da gördüm ve internete girdiğimde "rüyada Emel Sayın'ı görmek" başlığının var olduğunu hayretle izledim. Altında karmaşık yorumlar vardı, her kapıya çıkan. Bu kez, Cem Karaca'yı gördüm. Sabah kalkınca internete girdim ama böyle bir başlık yoktu. Anlaşılan çok sayıda insan rüyasında Cem Karaca'yı  görmüyordu. 

HAYKO BAĞDAT , YUSUFELİ'NİN ÖĞRETMENLERİ ve İSMET ÖZEL'İN KALIN TÜRK'Ü

Hayko Bağdat isimli yazarın SALYANGOZ adlı kitabını okudum.
Babasının Rum, annesinin Ermeni ve eşinin  de Müslüman olduğunu söylüyor. 

Çok güzel bir Türkçe ve hemen neredeyse sıfır hata ile kitap yazılmış. Hemen neredeyse sıfır dedim,  çünkü sayfa 99'da "bu bilgiye haizim" diye bir cümle var. Türkçe'de bir şeye sahip olmak adına haiz olmak fiili kullanılınca önündeki ismin i eki alması gerekiyor. Bilgiyi haiz, tecrübeyi haiz, parayı haiz vs. İnterneti haiz bir ev. Ama inernete haiz bir ev yanlış oluyor. 
Hiç bir davanın şehitliğine inanmadığını söylüyor. Belli ki Kuranı Kerimi de iyi okumuş. Askerlik yapmış ama birlikte çalıştığı komutanlarından aşağılayıcı sözler işitmiş sırf Ermeni  veya Rum olduğu  için. 
Hele bir "Cenazeleri usulüne göre kaldırmak" başlıklı  bir yazısı var ki orada anlattıklarını çok az Müslüman evladı gözlemlemiş olabilir. Dahası bu gözlemlerini anlatırken kendini Müslüman ve Türk hissederek yazmış olacağını hissedersiniz: "Ses tonumuz yükselir." diyor, haklarınızı helal ettiniz mi sorusuna cevap olarak,   helal olsun derken. 
Kürt  olmak, Türk olmak, Ermeni olmak meselelerini yeniden değerlendirdiği "Hepimiz Ermeniyiz diyenler aslında ne söyledi" yazısında, "Bu kadar mı kalın olmak lazım?" diye sorduğu yerde aklıma İsmet Özel'in Kalın Türk kitabı geldi. 
Konuşma dili ile soruyor Patrik'e :"Kim kardeşim bu Türkiye karşıtı düşmanlar?". Burada biraz anlatım kusuru olmuş. Düşman zaten karşıda olan bir varlıktır. Onu ayrıca karşıtlıkla sıfatlandırmak doğru olmaz. Yani yanımızda olan, yanımızda duran  düşmanımız olmaz zaten. Ama Japon atasözünde olduğu gibi "dostlar arasında düşman, düşmanlar arasında dost olabilir"
Hayko Bağdat'ın Türkçesini övdüm ya, övülmeye değer bir cümlesi ile bitireyim: "Mutafyan'ın Hrant Abi'nin cenazesinde ağlayarak yaptığı konuşma, baş gösteren hastalığının izin verdiği son aklı başında hitabı oldu."

Bu yazıdaki Yusufelili öğretmenlerle ilişki şuradan kaynaklanıyor: bizler öyle güzel öğretmenlerin talebeleriydik ki hem İsmet Özel'in Kalın Türk'ünü hem de Hayko Bağdat'ın Salyangoz'unu okuyabilecek bir kalp ile büyüdük. 
Bir de merak eden olursa diye ilave edeyim. İsmet Özel,  Kalın Türk  kitabını şu sözlerle bitirir: "Bu topraklarda iman edenlere ve Türklere düşmanlıkta bulunarak gösteriş yapmak 400 yıldır en kolay şeydir. Ne imanla, ne  Türklükle gösteriş yapılabilir. Çünkü hem iman,  hem Türklük vecibeler demektir. İnsanın hem imanı, hem Türklüğü gevreyebilir; inceldiği yerden kopar. Onun için her ikisini de kalın tutmak iyidir."

8 Ekim 2014 Çarşamba

MIKIM TAHİR

http://berrystop100.blogspot.com diye bir internet sayfası var.

Orada Urfalı türkü sanatçısı Mukim Tahir'in de adı geçiyor. On yıl hapis yattığını, eşinin  tüberküloz hastalığı ile  öldüğünü, kendinin de hapis sonrası alkol bağımlısı olduğunu vurgulamışlar.
Kalan Müzik tarafından neşredilen siydinin adı: "Urfa'dan üç müzik ustası: Kel Hamza-Mukim Tahir-Bekçi Bakır".
1900 ile 1945 yılları arasında yaşamış olan Mıkım Tahir hakkında Azı Dişi Ağrıyan Canavar adlı derginin Eylül 2013 sayısının 30. sayfasında, "Gavur Uşağı Var;  Ya Türk Oğlu?" başlıklı  bir yazı kaleme alan Mehmet Kendirci şunları dile getiriyor: "İbrahim Tatlıses'in meşhur olduğu ve ettiği ayağında kundura türküsü var. Mıkım Tahir - rahmetli- onu bestelediğinde 'ben bir Türk oğluyum arar seni bulurum' diyor. Mehmet Özbek 'Türkmen oğluyum' diye derliyor. İbrahim Tatlıses'e gelene kadar 'ben bir garip çocuğam arar seni buluram' oluyor."
İnsanlar türküleri ve her şeyi modifiye etmek hakkına sahip midirler?
Modifiye etmek, ona yeni şekil vermek bir kast içerirse durum değişir mi?
Adamcağız Türk demişse sen de bu türküyü beğenmişsen, Türk olmaktan haz etmeyişini nasıl açıklayacaksın?
Pilastik cerrah olmak, ameliyat yapmak, bu işlere nasıl temas ediyor?
Şöyle: çok sayıda dudak yarığı onarım yöntemi var. Ben yeni bir yöntem keşfettim veya eski yöntemleri modifiye ettim diyebilmen için 10 hastanın 10 yıllık sonucunu göstermeni bekliyorlar.