Şişli Etfal Hastanesi pilastik cerrahi kıliniğini Hülya Aydın kurmuş, Lütfü Baş geliştirmiş ve güzel bir kılinik haline getirmiş. Uzun yıllar orada kılinik şefliği yapmış. Kendisi asker emeklisi de olmanın verdiği güçle yapabileceklerini yapmış. Oniki Eylül 1980 hadisesinden sonra asker emeklisi olarak çok sayıda insan bazı önemli görevlere getirildiler.
Ben pilastik cerrahiye başladığımda, genç bir asistanken bu hocaların isimlerini de yeni duymaya başladım. Benim asistanlığa başlayışım 1989 yılı Ağustos ayı. Tam 27 sene önceye denk geliyor ama 12 Eylül'ün üzerinden henüz 9 yıl geçmemiş bile.
Ben ve yaşıtlarım asistanlıkta, uzmanlıkta, yardımcı doçentlikte, doçentlikte yıllarımızı geçirirken Lütü Baş hoca hep orada şefti. Çok sayıda insan yetiştirdi. İsmet Özel, insan yetiştirilmez; kavun karpuz maydanoz yetiştirilebilir ama insan yetiştirilemez, gibi bir iddia sahibidir. Haklı belki de.
Aradan yıllar geçti ve ben 2011 yılında Şişli Etfal Hastanesi Pilastik Cerrahi Kıliniğine şef olarak atandım. Son şef ben oldum. Bunu asistanların tezlerinin ön sözlerinden okuyabilirsiniz. Çünkü bugün orada oturanlar bunu görmezlikten gelmeye çalışıyorlar. Yani sanki Mehmet Oğuz Yenidünya diye biri oraya hiç uğramamış.
Ben orada çalışırken bir gün beni ziyarete geldi Lütfü Baş hoca. Yanında da yetiştirdiği iki hanım vardı, pilastik cerrahi uzmanı. Ben her ne kadar makam koltuğuna oturmasını teklif ettiysem de kendisi oturmadı, orası senin diyerek masamın solundaki misafir koltuğuna oturdu.
Soldaki misafir koltuğuna oturunca gözleri benim odamın sağ taraf duvarındaki çerçeve içinde 3 fotoğrafa çarptı. Fotoğraflarda Lütfü Baş, Hülya Aydın ve İsmail Kuran vardı.
Koltuğuna otururken Lüfü Baş hocanın ağzından şu kelimeler döküldü, başkaları duymadıysa da ben duydum. Veya o sadece ben duyayım diye öylesine bir sessizlikle söyledi:
"
Senin, bizim fotoğraflarımızı kılinikten kaldırttığını söylemişlerdi ama sen onları odana asmışsın!"
..
Yani birileri yememiş içmemiş hocaya böyle laflar taşımış. Sizin resimlerinizi indirdi vs. Oysa ben resimleri kıliniğin orta yerinde olmak yerine odama taşımıştım. Hocalara ve eskiye saygısı olmayan onları çöpe atardı. Odasına niye assındı.
Ama ben hayatımın, bu tür, büyüklerine saygısı, küçüklerine sevgisi olmayan, öğrenmeye ve öğretmeye yakın durmayan, tek bildikleri iyi şeyin çıkar ilişkileri içinde herkese yakın durabilmek olduğu, küçük insanlar sayesinde de ayrıca renklendiğini düşünüyorum. Allah'ın yarattığında kusur bulacak değilim.
Ama bana Şişli Etfal'de hangi başhekimin kaç kilo baklavayı ne için hediye olarak getirdiğini de Lütfü Baş, Hülya Aydın, İsmail Kuran ve Recep Akdağ bilmeyecekler. Onların ilgi duymadığı bu bilgi sayesinde oralarda oturup keyif çatanlar da Şişli Etfal Hastanesi tarihinde adımı bile görmek istemeyebilirler. Ben o yüzden diyorum, doktorlar düzelmeden Türkiye düzelmez, diye.