4 Aralık 2023 Pazartesi

Biraz Yağmur Biraz Çamur

şehirlerimiz ve onun sokakları

bu kadar kirliyken 

sana nasıl temiz bir şeyler anlatabilirim

gülmeni isterim

mutlu olmanı isterim

beklentilerin az olsun

kimselerle kendini kıyaslama sakın

bilemezsin

bilemeyiz

bilemeyeceğimizi bilelim bu yeter



29 Nisan 2021 Perşembe

VELİD BAYRAMOVİÇ: "BU BOSNA'DA HEP BÖYLEDİR"

 Yüreğimin en derin yerindeki Srebrenica adlı kitabı bana 2021 yılında Rıza bey hediye etti.

Bosna'da insanlığın  Sırp  katliamına seyirci kaldığı günlerde asistandım ben, yirmiyedi yaşında.

Aradan otuz sene geçmiş.

Şimdi biz neyin  peşi sıra gidelim. 

Doktor Niyazi Caniç'in adını bari analım.  

Kayak takımlarını. 

Ne  bilebilirsin. 

Ne kadar bilebilirsin.  

Yüreğimizin en derin yerine biz de bakalım. 



25 Şubat 2020 Salı

Bazı kimseler

Bazı insanlar oldu yaşadıklarımda.
Onlardaki güzel duygulara ve asalete asla erişemeyeceğimi hep bildim. Bunlardan biri Hakan'dı.
Acil serviste parmak ucu yaralanmasına V-Y pilasti yapmış. Parmak ucu filebi nekroz olmuş.
Bana bir şeyler diyor. Bilgilerine güvenilemez bir adam olarak hasbelkader  bana inandığı için başına bu olay gelmiş gibi.
Çok seneler sonra Ali ile makale okurken öğrendim İtalya'da bir eski zamanlar cerrahı öyle yapmayı tavsiye ediyor periostal beslenmeye atıfta bulunarak. Öbür Hakan abi bu durumlardan için "osur osur ipe diz" derdi.
Ben şimdilik öğrenmeye devam ediyorum.
Müslüm Gürses'i bile çok geç öğrendim.
Sen ne dersen de.
Hayatta iyi bir şey yapmak senin veya benim işim değil.

3 Ağustos 2016 Çarşamba

Dedem ve Lütfü Baş

Şişli Etfal Hastanesi pilastik cerrahi kıliniğini Hülya Aydın kurmuş, Lütfü Baş geliştirmiş ve güzel bir kılinik haline getirmiş. Uzun yıllar orada kılinik şefliği yapmış. Kendisi asker emeklisi de olmanın verdiği güçle yapabileceklerini yapmış. Oniki Eylül 1980 hadisesinden sonra asker emeklisi olarak çok sayıda insan bazı önemli görevlere getirildiler.
Ben pilastik cerrahiye başladığımda, genç bir asistanken bu hocaların isimlerini de yeni duymaya başladım. Benim asistanlığa başlayışım 1989 yılı Ağustos ayı. Tam 27 sene önceye denk geliyor ama 12 Eylül'ün üzerinden henüz 9 yıl geçmemiş bile.
Ben  ve yaşıtlarım asistanlıkta, uzmanlıkta, yardımcı doçentlikte, doçentlikte yıllarımızı geçirirken Lütü Baş hoca hep orada şefti. Çok sayıda insan yetiştirdi. İsmet Özel, insan yetiştirilmez; kavun karpuz maydanoz yetiştirilebilir ama insan yetiştirilemez, gibi bir iddia sahibidir. Haklı  belki de.
Aradan yıllar geçti ve ben 2011 yılında Şişli Etfal Hastanesi Pilastik Cerrahi Kıliniğine şef olarak atandım. Son şef ben oldum. Bunu asistanların tezlerinin ön sözlerinden okuyabilirsiniz. Çünkü bugün orada oturanlar bunu görmezlikten gelmeye çalışıyorlar. Yani sanki Mehmet Oğuz Yenidünya diye biri oraya hiç uğramamış.
Ben orada çalışırken bir gün beni ziyarete geldi Lütfü Baş hoca. Yanında da yetiştirdiği iki hanım vardı, pilastik cerrahi uzmanı. Ben her ne kadar makam koltuğuna oturmasını teklif ettiysem de kendisi oturmadı, orası senin diyerek  masamın solundaki misafir koltuğuna oturdu.
Soldaki misafir koltuğuna oturunca gözleri benim odamın sağ taraf duvarındaki çerçeve içinde  3  fotoğrafa çarptı. Fotoğraflarda Lütfü Baş, Hülya Aydın ve İsmail Kuran vardı.




Koltuğuna otururken Lüfü Baş hocanın ağzından şu kelimeler döküldü, başkaları duymadıysa da ben duydum. Veya o sadece ben duyayım diye öylesine bir sessizlikle söyledi:
"Senin, bizim fotoğraflarımızı kılinikten kaldırttığını söylemişlerdi ama sen onları odana asmışsın!"
..
Yani birileri yememiş içmemiş hocaya böyle laflar taşımış. Sizin resimlerinizi indirdi vs. Oysa ben resimleri kıliniğin orta yerinde olmak yerine odama taşımıştım. Hocalara ve eskiye saygısı olmayan onları çöpe atardı. Odasına niye assındı.
Ama ben hayatımın,  bu tür,    büyüklerine saygısı, küçüklerine sevgisi olmayan, öğrenmeye ve öğretmeye yakın durmayan, tek bildikleri  iyi şeyin  çıkar ilişkileri içinde herkese yakın durabilmek olduğu, küçük insanlar sayesinde  de ayrıca  renklendiğini düşünüyorum.  Allah'ın yarattığında kusur bulacak değilim.
Ama bana Şişli Etfal'de hangi başhekimin kaç kilo baklavayı ne için hediye olarak getirdiğini de Lütfü Baş, Hülya Aydın, İsmail Kuran ve Recep Akdağ bilmeyecekler. Onların ilgi duymadığı bu bilgi sayesinde oralarda oturup keyif çatanlar da Şişli Etfal Hastanesi tarihinde adımı bile görmek istemeyebilirler. Ben o yüzden diyorum, doktorlar düzelmeden Türkiye düzelmez,  diye.

9 Ekim 2014 Perşembe

RÜYADA CEM KARACA'YI GÖRMEK, RÜYADA EMEL SAYIN'I GÖRMEK

Dün gecede rüyamda rahmetli  Cem Karaca'yı gördüm. O kadar yakındık ki birbirimize. Ayrıntılarını sonra anlatayım ama önce şu konuya açıklık getirelim: daha önce rüyamda Emel Sayın'ı da gördüm ve internete girdiğimde "rüyada Emel Sayın'ı görmek" başlığının var olduğunu hayretle izledim. Altında karmaşık yorumlar vardı, her kapıya çıkan. Bu kez, Cem Karaca'yı gördüm. Sabah kalkınca internete girdim ama böyle bir başlık yoktu. Anlaşılan çok sayıda insan rüyasında Cem Karaca'yı  görmüyordu. 
Bu arada,
rüyanızda Cem Karaca'yı görürseniz 
bu hayra işaret eder.  

10 Ocak 2013 Perşembe

MAZ HAR ALAN SON

Çocukluk ve gençlik zamanlarımızda MFÖ diye bir Türk pop gurubu vardı.
M harfi Mazhar'ın M'siydi.
İşte O Mazhar Alanson'un bir kitabını okudum: Mazhar Olmak, adında.
Mazhar olmak Türkçe'de şu anlamlara geliyor: kökü,  zuhur etmekten...bir şeyin göründüğü-çıktığı yer....nail olmak-şereflenmek.
Ama kitap ismi tam da yerine oturuyor.
Hem kendini yazmış yazar,  hem de bir şey söylemiş kitabın adında.
İnsanın bu isimle kitap yazabilmesi her şeyden önce adının Mazhar olmasını gerektiriyor; yani bu kadar yakışabilmesi adına.
Yoksa kendi ismi Jale olan biri de Mazhar Olmak diye bir kitap yazabilir, neden olmasın.
Şöyle diyor kitabın bir yerinde Mazhar Alanson: "Annem sökülmüş çorabını diker,  sobalı evinde sultanlar gibi otururdu."
Bir de :: "Kabahat İslam'da mı, yoksa bende mi, sende mi, müslümanlarda mı?"
...
Ben çok yıllar sonra Japon bir şairden şunları okuyacaktım:
"kimsenin kabahati yok".