Ana içeriğe atla

Kayıtlar

SOSYAL MEDİYA DENİLEN ŞEY

Sosyal mediya denen şey, yalan dünyasının  yalan dünyası. ve kadın "blog yaz o zaman" deyince  gülüyorlar onu dinleyenler, kahkahalarla o da zaten gülmelerini bekliyor

ABONELİK HATIRLATMASI

Ne kadar daha sürecek bilemiyorum ama şimdilik boş kaldığım vakitlerde internette video izliyorum.  Bana çok itici gelen bir şey var: başlıklar ve konuların genel ekrandaki sunuluş biçimleri tuzaklarla dolu. Daha başlarken kandırılmak üzere olduğumuzu  hissediyorsak  nasıl güzel bir ilişki kurulabilir. Çok zor. Bir de abonelik hatırlatması var ki evlere şenlik. Herhangi bir kanal düşünün ki  hayatın anlamını sorguluyor, kadın erkek ilişkilerini sorguluyor, parayı sorguluyor, dinleri sorguluyor, Tanrı'yı sorguluyor ve sizden abone olmanızı istiyor. Bu kadar ağır mevzularla ciddi bir ilişkisi olan bir insan zaten aboneliği hatırlatmaktan vazgeçmiş olsun artık. Dolayısı ile bu tür kanallar ve kayıtlar sadece bizleri bir uyuşturucu ilaç gibi uyuşturmak dışında hiç bir işe yaramıyor. Beş dakika bakmaya değmez. Sonuçta elde kalan bir şey yok.  Bilenler söylemez, söyleyenler bilmez, diye bir bilgi vardı. Boş muymuş yani içi o bilginin. O kadar zaman bizi etkilemiş....

Kapıda Ayakkabı Bırakmak

Bir evin kapısında ayakkabı bırakmanın iki boyutu vardır: 1. biyolojik boyutu, 2. Ahlaki-davranışsal boyutu. Ev dediğimizde de bu bir müstakil ev olabileceği gibi apartman dairesi de olabilir.  Biyolojik boyut, ayakkabının altındaki toz ve kirleri evin içine taşımakla ilgilidir. Bu tamamı ile yaşadığınız mahalle ve şehir ile ilgili olup, kirli sokaklarınız yoksa ayakkabılarınız da kirli olarak eve dönmeyecektir. Bir yağmur yağması ile sokağınız çamur oluyor da olabilir.  Diğer yandan kendi başımıza yaşarken kapıda ayakkabı bırakmamak kolay olabilir ama kalabalık bir misafirimiz olsa herkesin ayakkabısını içeri alacak yerimiz de bulunmayabilir.  Apartman hayatı, şehir hayatı empati yapmadan  güzel olamaz. Birbirine komşu iki dairede oturan insanlar kapıda ayakkabı bırakırken, kendilerine şu soruyu sormalılar: komşum da benim bıraktığım gibi ayakkabılarını bıraksa ben ne düşünürüm? 

GÖNÜL ANDELİBİ GÜYA

Bursa  şehrinin merkez ilçelerinden birinin adı Yıldırım’dır. Yıldırım sınırlarında kalan,   dar sokakları bol,  dağa doğru bir mahalle  var, adı Yeşilyayla. Yeşilyayla gerçekten de  çok sayıda bahçeli eve,  ev sahipliği yaptığı için hala daha yeşil, adı gibi.  Ortadan bölünmüş, gidiş ve gelişi olan çift şeritli bir ana caddesi varsa da tek şerit daima otopark olarak kullanıldığı için,  bir gidiş bir geliş ile yoğun bir tırafiğe sahip bir caddedir Yeşilyayla’nın ana caddesi. Yol boyunca sağlı sollu dükkanlar ve alış veriş merkezleri vardır. Kalabalıktır. Canlıdır. Mesken semtine doğru yaklaştıkça sağ kol üzerinde hatırı sayılır büyüklükte bir bina var Yusufeli’liler Kültür Ve Dayanışma Derneği’ne ait. Tabelası çok dikkat çekici olmadığından yoldan geçen sıradan insanlar   fark etmezler onu. Adres  olarak sorsanız bilmeyen çıkabilir. Otuz yıl kadar önce kurulan bu dernek, bütün gurbetçi ve göç hayatının tadına bakmış insanları...

HASTANEDE KUMBARA

Ve ben yazıyorum Kış geliyor İnsanlar bizim için kalem yapıyorlar Ama biz hastanede Birbirimizi sevemiyoruz Sen de diyorsun ki Altı kere sekiz Kırksekiz eder Altmışsekiz değil

AYNI APARTMANA GİRİP ÇIKMAKLA KOMŞU OLUNMAZ

Komşu olmak kıymeti olan bir insan ilişkisidir. Ama bizler bunun anlamını pek az düşünüyoruz. Daha ziyade komşusuna hava atan bir duruş sahibiyiz. Komşusuna ahlak dersi veren, komşusundan çok bilen. Yeni taşındığım bir evde, aynı kattaki bir beyle ayak üstü tanışırken bana "bizim ailede de çok doktor var" demişti. Yani beni bir anda sıfırladı. Sıfırlamak istedi. Bana genel müdür olduğunu söyleyen bu beye ben  de mesela bizim ailede de çok genel müdür var diyemedim.  Komşular arasında var olduğu düşünülen sorunların çoğu tanış biliş olmamaktan kaynaklanır. Birbirlerinin evine girip çıkmış insanlar birbirlerinin halinden anlayabilirler. Bir kere bile evine girmediğin komşundan bir gün akşam vakti azıcık ses gelirse hemen rahatsızlık duyuyorsan,  bu  mevcut gelişme yüzünden değil, az tanışmaktan kaynaklanır.  Ev alma komşu al, diyenler bizim atalarımız. Bir bildikleri vardı herhalde.  Şimdilerde apartman hayatında öylesine yabancı ki insanlar birbirlerine, bir...

BEYİN TÜMÖRÜ, TİYATRO, İFTAR, YAĞMUR

Seçimler yaklaşıyor. Eğer vakit bulup da iki televizyon kanalında tarafları izlerseniz,  toplumumuzda noksanlığı en çok olan şeyin sevgi olduğunu göreceksiniz.  Çok sevdiğim genç bir arkadaşımın beyin tümörü olduğunu öğrendim.  Yağmur yağdı. Boşaldığı söylenen barajlarımız su ile dolmuştur ümit ederim. İftarların sakin ve sade olanlarını seviyorum. Kimselerden iftar daveti gelecek diye korkuyorum.  Yıllar sonra tiyatroya gittim. Kafam boşaldı. Tavsiye ederim. Bir hastam benim yabancı diller bildiğimi fark etmiş olarak bana dil öğrenmenin yollarını sordu. Böyle sorular almak çok nadir. Çoğu kimse  her şeyi bildiğini düşünüyor.  Öte yandan  internetten sadece ambalaj kartonunun nasıl yapıldığının hikayesini bile dinleseniz ne kadar bilgisiz olduğumuzu anlarsınız. Ama bu kadar çok şey bilmek gerekli mi? Fotoğraf makinelerimi seviyorum. Onları yapanlar sağ olsunlar. Bir inşaat firmasının  reklamı şöyleydi: "dünyanın en ünlü kahvecisi kiracınız olsun"....